75. yılında Auschwitz: İnsanlığın dip noktası

27 Ocak 2020, Polonya’da bulunan Nazi toplama ve ölüm kampı Auschwitz’teki esirlerin Sovyet Kızıl Ordusu tarafından kurtarılmasının 75. yıldönümü. Bununla birlikte, Auschwitz’e dair gerçekler de ortaya çıkmıştı.

Ulusal Sosyalizm (Nazi) ideolojisi başlangıcından beri, Almanya’nın bütün ekonomik sorunlarından Yahudileri sorumlu tutuyordu. Marksizmin ve Alman Komünist Partisi’nin kapitalizme yönelik sınıfsal eleştirilerini boşa çıkartmak ve ülke çoğunluğunu ırkçılıkla zehirlemek için Naziler bütün toplumsal sorunları Yahudilere, Çingenelere, eşcinsellere, engellilere ve tabii Komünistlere mal ettiler.

İktidara geldiklerinde de “üstün Cermen ırkını” bu “aşağı” unsurlardan “temizlemeye” başladılar. Önce komünistleri ve sosyal demokratları toplama kamplarına tıktılar. Yahudileri gettolarda topladılar. 1939’dan itibaren, işgal ettikleri Polonya’da birçok toplama kampı kurdular. 1940 yılında kurdukları Auschwitz kampı da bunlardan birisiydi. İlkin Polonyalı savaş esirleri için kurulan bu kamp, giderek genişletildi. Alman işgali altındaki bütün bölgelerden toplanan Yahudiler bu kampa getirilmeye başlandı. Yehova şahitleri, savaş esirleri, eşcinseller, engelliler de bu kamplara toplanıyordu. 1942’de Auschwitz’de toplu öldürmeler başladı. Kampa getirilenlerin küçük bir kısmı zorla çalıştırılmak üzere sağ bırakılıyor, büyük kısmı ise (özellikle yaşlılar ve çocuklar) “banyo yapmaya” denilerek gaz odalarına götürülüyordu. Buralarda öldürülen Yahudiler, sonrasında krematoryumda yakılarak, vücut yağlarından sabun imal ediliyordu. İnsan öldürmenin bu endüstriyel yöntemine daha önce hiç rastlanmamıştı. Bu yöntem, Adolf Hitler’in Nazi hükümetinin aldığı “Nihai Çözüm” kararının pratikte uygulanışıydı. Avrupa kıtasında tek bir Yahudi bırakmamacasına bir soykırım kararıydı bu.

Auschwitz Kampı’na gönderilen 1 milyon 300 bin kişiden yaklaşık 1 milyon 100 bininin bu şekilde öldürüldüğü düşünülmektedir. Öldürülenlerin 920 bini Yahudi’dir. Diğer ölüm kampları ile birlikte toplamda 3 milyon 218 bin insan katledilmiştir. Yahudi Soykırımı’nda katledilen toplam insan sayısı ise 5 milyon 986 bin idi. Bunun büyük kısmı Polonya (2,1 milyon) ve Sovyetler Birliği (2,1 milyon) vatandaşıydı.

Ancak kampta ölümün tek şekli gaz odası ve krematoryum değildi. Kampta kalanların pek çoğu açlıktan ölüyordu. (Naziler esirlere sadece günde bir tas çorba ve nadiren de bir parça kuru ekmek veriyordu.) Zorla çalıştırılırken ölenler de oldukça fazlaydı. Bunlara ek olarak, kurşuna dizilerek katledilenler de vardı.

Ayrıca, Auschwitz Kampı’nın doktoru Mengele, binlerce esir üzerinde biyolojik deneyler yapıyordu.

Kısacası Auschwitz, endüstriyel kapitalizmin bütün olanaklarının soykırım amacı doğrultusunda kullanıldığı bir vahşet mekânıydı. Bir yeryüzü cehennemiydi. Sadece uzun yıllar boyunca acı çekmeye, sürekli açlığa, zorla çalıştırmaya ve silah tehdidi altında yaşamaya dayanabilen az sayıda insan bu cehennemden sağ kurtulabildi.

1943 sonlarında, özellikle Stalingrad yenilgisinin ardından Alman Genelkurmayı savaşı kaybetmekte olduklarını gördüğünde soykırım süreci hızlandırıldı. Auschwitz 1944 yılı boyunca ‘tam kapasite’ çalıştırıldı, gaz odaları ve fırınlar gece gündüz demeden durmaksızın insan öldürüyordu. Hitler ayrıca Macaristan’ın askeri olarak işgali emrini verdi ve buradaki tüm Yahudilerin öldürülmesini emretti. 15 Mayıs ila 9 Temmuz 1944 arasında 437 bin Macaristan Yahudisi doğrudan Auschwitz II-Birkenau kampına gönderilerek gaz odalarında ölüme yollandı.

Doğu Cephesinde Kızıl Ordu’nun beklenenin üzerinde bir hızla ilerlemesi üzerine paniğe kapılan Alman ordusu, kamplarda bulunan yüzbinlerce Yahudi’yi ‘Ölüm Yürüyüşüne’ zorladı. Almanya içlerine doğru dondurucu soğukta yürümeye zorlanan Yahudilerden 250 bini de yollarda hayatını kaybetti ya da kurşunlandı.

Nihayet 27 Ocak 1945’te Kızıl Ordu Auschwitz ölüm kampına girerek burada sağ kalan 7600 kişiyi kurtardı. Kamptakilerden 60 bini ölüm yürüyüşüne zorlanmıştı. Kampta bırakılanlar neredeyse ölmek üzere olanlar, çocuklar ve hastalardı.

Nazi suçlularının yargılandığı Nürnberg Mahkemesi’nde yargılanan, soykırım suçlarını kabul eden ve sonrasında Polonya'ya iade edilerek burada idama mahkûm edilen Auschwitz Kampı komutanı Höss, 1947’de Auschwitz krematoryumunun yanına kurulan bir darağacında asıldı.

Ancak, Nazilerin ve Mussolini faşizminin tarihe gömülmesinin ardından ortadan kalkmış gibi görünen ‘ulusal sosyalizm’, ırkçılık, soykırımcılık kapitalist bunalımın ağırlaştığı günümüzde yeniden hortlamaktadır. Hindistan gibi kimi ülkelerde Müslümanlar, Almanya, Ukrayna gibi kimi ülkelerde Yahudiler, Mısır-Suriye gibi ülkelerde Hristiyanlar ve hemen tüm ülkelerde de göçmenler/mülteciler ırkçı nefretin hedefi durumunda. Yahudi Soykırımı’na yanıt olarak kurulduğu iddia edilen İsrail devleti, Yahudiler dışında tüm halkları aşağı gören, ırkçı bir apartheid rejimi haline geldi. Türkiye’de ise Kürt halkı üzerindeki asırlık zulüm, yeni bir ırkçılık dalgası eşliğinde tırmandırılıyor. Nazi döneminden büyük dersler çıkardığını iddia eden Almanya’da, Neo-Nazileri siyasal alanda temsil eden AfD giderek güçleniyor. Kapitalizmin küresel bunalımı, tıpkı 20. yüzyılda olduğu gibi bağrından ırkçılığı doğuruyor.

Bu yazı Artı Gerçek'ten alınmıştır

ETİKETLER

Editörün Seçimi