İşsizlik Sigortası Fonu’nda gerçekten para yok mu?

İşsizlik Sigortası Fonu (İSF), Covid-19 salgını sırasında en çok konuşulan konulardan biri oldu. Covid-19’un yarattığı sosyal ve ekonomik tahribata karşı en çok gündeme gelen araç İSF oldu. Böyle olması da son derece doğal; çünkü İSF, işsizlik, istihdam ve gelir kaybı gibi belirli durumlarda gelir desteği sağlayan bir mekanizma. İşsizlik sigortası en önemli sosyal sigorta kollarından biri. İSF ile işsizlik ödeneği, kısa çalışma ödeneği, ücret garanti fonu gibi çeşitli gelir destekleri sağlanıyor. Ayrıca yeni yayımlanan 7244 sayılı yasa ile İSF’den Covid-19 süresince “ücretsiz izin ödeneği” de ödenecek.

Covid-19 ile birlikte İSF’nin etkin ve yaygın kullanımı talebi gündeme geldi. Sendikalardan ve kamuoyundan İSF ödeneklerinden yararlanma koşullarının değiştirilmesi talebi yükseldi. Ödeneklerin artırılması istendi. Bilindiği gibi, fondan ödenek alabilmek belirli koşullara (staj sürelerine) bağlı. Ödeneklere hak kazanabilmek için son 3 yılda 600 gün ve son 120 gün kesintisiz çalışmış olmak gerekiyor. Kısa çalışma ödeneğinden yararlanma için gereken 600 ve 120 gün koşulları Covid-19 süresince sırasıyla 450 ve 60 güne indirildi.

Yeni kabul edilen 7244 sayılı Covid-19’un ekonomik ve sosyal risklerine ilişkin yasa ile bu koşulları yerine getiremeyen işçiler için “ücretsiz izin ödeneği” uygulaması getirildi. Buna göre işsizlik ve kısa çalışma ödeneğini hak edemeyen işçiye günde 39,2, ayda 1.168 TL net ödenek verilecek. Böylece Covid-19 süresince İSF’den yararlanma koşullarında sınırlı bir iyileşme sağlandı. Ancak bu sınırlı iyileşme, Covid-19’un yarattığı sosyal ve ekonomik tahribatla karşılaştırıldığında son derece yetersiz görünüyor. Milyonlarca işçi ayda 1.168 TL’ye mahkûm edildi.

Öyle anlaşılıyor ki Covid-19 döneminden işsizlik ödeneğinden daha çok kısa çalışma ödeneği ve “ücretsiz izin ödeneği” kullanılacak. Şubat ayında 119 bin olan işsizlik ödeneği başvuru sayısı, mart ayında yüzde 86 artışla 221 bine ulaştı. Ancak bu sayılar önceki yıllardaki aylık başvurularla karşılaştırıldığında Covid-19’un etkisine rağmen beklendiği kadar yüksek değil. Oysa kısa çalışma ödeneği başvurularının kapsamının 2,7 milyona ulaştığı açıklandı.

DAHA FAZLA ÖDENEK İÇİN KAYNAK VAR

Kısa çalışma ödeneğinden 2005-2020 arası toplam 350 bin kişi yararlandı. 2005-2020 arası yıllık ortalama yararlanan işçi 23 bindir. Covid-19 nedeniyle sadece 1 ayda 2 milyon 680 bin işçi için başvuru var. Bu durum iş ve gelir kaybının esas olarak kısa çalışma ödeneğine yöneldiğini gösteriyor. Aynı şekilde “ücretsiz izin ödeneğine” de yoğun bir başvuru olacağına şüphe yok.

Ancak 7244 sayılı Yasa ile bu konuda büyük bir ayrımcılık gündeme geldi. 450 gün ve üzeri çalışması olanlar gerek kısa çalışma ve gerekse işsizlik ödeneğinden normal oranlarda yararlanırken, 449 gün ve daha az çalışması olanlar sadece 1.168 TL alabilecek. Yan yana çalışan iki işçiden biri 1,750 ile 4,350 TL arasında ödenek alabilecekken diğeri sadece 1.168 TL alacak. Bu adil, dengeli ve hakkaniyetli bir uygulama değil.

Peki daha fazlası ödenemez miydi? İSF’de yeterli kaynak mı yok? Örneğin 2 milyon işçiye 3 ay boyunca net 1.168 TL ücretsiz izin ödeneği verilirse bunun toplam tutarı 7 milyar TL’dir. İşsizlik Sigortası Fonu’nda ise 132 milyar TL kaynak var. 2 milyon işçiye yapılacak ödemenin Fon kaynaklarına oranı sadece yüzde 5,3 olur. Eğer 2 milyon işçiye 1.168 TL değil de asgari ücret düzeyinde ödenek verilseydi, bunun tutarı 14 milyar TL olurdu. Bunun da Fon kaynaklarına oranı yüzde 10,6 olurdu. Normal kısa çalışma ödeneği ödenseydi bu miktar 20 milyar TL’ye ulaşabilirdi. Fonda yeterince kaynak var.

İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki 132 milyardan 7 milyarı daha kullanılsaydı milyonlarca işçi 1.168 TL değil, asgari ücret düzeyinde ödenek alırdı. Fondaki devasa kaynakları düşünürsek bu miktar devede kulaktır. Bu noktada Fonda aslında para olmadığı, bu yüzden bunun mümkün olmadığı söyleniyor. Fon kaynakları 132 milyar TL olsa da aslında bu paranın hükümet tarafından harcandığı söyleniyor. Fonda gerçekten para yok mu?

Fonda elbette kaynak var. Fonun 132 milyar dolarlık bir kaynağı nakit ve vadesiz hesaplarda tutması beklenemez. Fon kaynaklarının çeşitli yatırım araçları ile nemalandırılması elbette gerekir. Aksi halde fon kaynakları enflasyon karşısında erir. Bilindiği gibi İSF kaynaklarının ezici çoğunluğu (yüzde 90-95 arası) devlet tahvillerine yatırılmış durumdadır. Fon kaynakların büyük bölümü devlet tarafından borç olarak alınmıştır.

FON KAYNAKLARI NAKDE DÖNÜŞTÜRÜLMELİ

İşsizlik Sigortası Fonu Kaynaklarının Değerlendirilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre Fon gelirlerinin piyasa şartlarına göre değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca aynı maddeye göre göre fon, sadece devlet tahvilleri alabilmektedir. Ancak son yıllarda fonun getirisinin enflasyonun altında kalmaya başladığı görülmektedir. Son yıllarda Fon kaynaklarının düşük faizli kamu bankaları tahvillerine yatırıldığı iddiaları gündeme geldi; ancak İŞKUR yönetimi bunlara açıklık getirmedi.

Sorun İSF’de kaynak olmaması değildir. Kaynak vardır. Bu kaynak çeşitli tahvillere yatırılmıştır. Devlet İSF’den borç almıştır. Şimdi asıl mesele Fon kaynaklarının likit (nakit) hale getirilmesidir. Fon kaynaklarının nakit hale getirilmesi demek nakit para demektir. Nitekim bu doğrultuda Merkez Bankası (TCMB) nisan ayı başında bankalara, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan satın aldıkları devlet iş borçlanma senetlerini geçici bir süre için TCMB’ye satma olanağı sağlanacağını açıkladı. Bu çerçevede Merkez Bankası tarafından satın alınan tahviller içinde 15,6 milyar TL’si İşsizlik Sigortası Fonu’na ait Hazine tahvilinin de bulunduğu belirtiliyor.

Diğer bir ifadeyle TCMB, İSF tahvillerini satın alıp nakde çevrilmelerini sağlayabiliyor. Ancak bu, parasal genişleme (para basılması) anlamına geliyor. Fonun kaynağı var. Ancak fon kaynaklarının işçiler için kullanımında cimri davranılmasının nedeni parasal genişleme (enflasyon) kaygısıdır. “Finansal istikrar” kaygısıyla cimri davranılmakta ve fon kaynaklarının likit hale getirilmesi sınırlanmaktadır. Milyonlarca işçinin 1.168 TL’ye mahkûm edilmesinin nedeni kaynak yokluğu değil, “finansal istikrar” ve “enflasyon” takıntısıdır.

Sermayeye destek konusunda son derece cömert olan İŞKUR, sadece son üç ayda işverenlere 6,3 milyar TL destek ve teşvik ödedi. Son iki yılda işverenlere ödenen teşvik ve desteklerin toplamı ise 43 milyarı TL’yi buldu. Şimdi fonun asıl sahiplerine kaynak aktarma zamanıdır.

Bu yazı ilk olarak BirGün'de yayımlanmıştır. Devamını okumak için tıklayın.

ETİKETLER

Editörün Seçimi