Figen Yüksekdağ: Siyasi darbe devam ediyor

Fotoğraf: HDP

HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın, tutuklu yargılandığı Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 19’uncu duruşması başladı. Yüksekdağ’ın, Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldığı duruşmada avukatlar hazır bulundu. HDP milletvekilleri Semra Güzel, Kemal Peköz ve Mahmut Toğrul da duruşmayı izledi.

Yüksekdağ, “Örgüt yöneticiliği”, “Örgüt propagandası yapmak”, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na Muhalefet”, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “Suç işlemeye tahrik” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılamak” iddialarıyla yargılanıyor. Yüksekdağ hakkında açılan dava dosyası 7 ayrı fezlekenin birleştirilmesinden oluşuyor. 92 sayfalık dosya kapsamında, Yüksekdağ hakkında 30 yıldan 83 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Yüksekdağ’ın, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) içerisindeki faaliyetleri ve kimi siyasi faaliyetleri dosyadaki suçlamalar arasında yer alıyor.

‘DARBENİN MAĞDURLARIYIZ’

Duruşmada söz alan Yüksekdağ, tutuklanmalarının bir ‘siyasi darbe ürünü’ olduğunu söyledi. Siyasi darbenin devam ettiğini ifade eden Yüksekdağ, “Darbenin üzerinden 4 yıl geçti. Darbe 4 yıl boyunca başarıya ulaşamadı. Ekonomide, sosyal yaşamlarda bu darbenin etkilerini daha fazla görüyoruz. En çok hukuk düzenine yapıldığı ortaya çıktı, hukuk düzenine yapılan darbenin mağdurlarıyız. Başka bir olağanüstü koşulun sonucunu da yaşıyoruz. Pandemi ayrıca siyasi ve toplumsal bir vakaya dönüştü biz cezaevindekiler daha fazla deneyimledik. Bugünkü koşullarda siyaseten de fiziksel de olağan seyretmiyor” dedi.

Yargılandığı davada tutukluluk halinin devamına karar verilen HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “Halkımız bir siyasi ve ekonomik krizle karşı karşıya. Bu koşullarda insani, demokratik taleplerde bir yaşam inisiyatifi geliştirilmelidir” dedi.

Yüksekdağ, şöyle konuştu: “Bizler hapishane koşullarında önümüzü göremiyoruz. Kural, toplumsal ve hukuksal düzenin olmazsa olmazıdır. Yargılama süreçlerinde çok daha katı ve ilkeli uygulanması gerekiyordu ama dört ay boyunca en temel hakkımız olan savunma hakkı elimizden alındı. Bana kalırsa avukatların o kapalı görüş beyanına görüş yapmayı bile reddetmesi gerekiyor. Bu zihniyeti artık çok iyi biliyoruz. Bu koşullar içinde avukatlarımla savunma hazırlamam. Daha sık benim davaların bütünüyle aleni olsa bile siyasi davalardır; ben de çıkarım siyasi savunma yaparım. Bu koşullarda avukatlarımla sağlıklı insan haklarına yakışır temas ve koşul sağlamadan her şey olağan koşulunda devam ediyormuş gibi savunma yapamam. Bu hukuka aykırıdır, siyaset anlayışına aykırıdır. Siyasi kimliği bir tarafa bırakarak, bunu yapmam, fezlekelerle ilgili mazeretim budur.”

‘BİR MASKE DAĞITAMAYAN SİYASİ İKTİDAR’

Yüksekdağ, dava dosyasında bulunan 3 fezleke hakkında, cezaevindeki koşullardan kaynaklı savunma yapmayacağını söyledi. Cezaevlerindeki koşulların düzeltilmesi talebinde bulunan Yüksekdağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kapalı görüş mekanlarında her şeyimiz kayıt altına alınıyor. Tedbir altında bir dizi yasak ve kısıtlama var, bunu kabul etmemiz mümkün değil. Virüse karşı insanlar savunmasız. Bu kriz çok daha önce çözülebilecekken siyasi iktidarın beceriksizliği nedeniyle faturanın halka çıkarıldığını görüyoruz. Kapitalizmin aşırı kar hırsı, devletlerin gözünü kör ettiği koşullarda bu tür felaketlerin yaşanmaması mümkün değil. Bir acı gerçek de ortaya çıktı, hiçbir devlet toplumu koruyacak pozisyonda değil. Devlet bir kalkan enstrümanıdır ama böyle bir devlet olma özelliğini tamamen bitirmiş durumda. Bize, kendi halkına ücretsiz maske dağıtmayan bir siyasi iktidar ne kadar mükemmel bir politika uygulayabilir ki. Bu süreçte siyasi iktidar avukatımla görüşme hakkımı gasp ediyor. Salgın sürecinin üstesinden gelebilmenin ilk yolu halk sağlığıdır. Amerika’da niye yer yerinden oynadı çünkü halk sağlığı üzerine kurulu bir sistemleri yok. Geriye baktığımız 20 yıl içerisinde toplum sağlığı tamamen rafa kaldırıldı; çocukluğumda hatırlarım sıtma salgınları çok fazla yaşanırdı, kapı kapı dolaşırdı sağlık çalışanları, 1980’nin başında bahsediyorum. Toplumsal zenginliğin çok daha düşük olduğu koşullarda felaketleri engellemek için kapı kapı sağlık çalışanları dolaşırdı. 83 milyonun yarısına test yapmayı başaramamış bir siyasi iktidar mükemmellik göstermesin.”

YARGIDA DARBE

Mutlak tecrit ve hapishanedeki hak ihlalleri konusunda sahiplenmenin geliştirilmesi gerektiğini dile getiren Yüksekdağ, bugün 15 Temmuz darbe girişiminin artçı darbelerinin yaşandığını vurguladı. Yargı alanının bu darbenin geliştiği alanlardan biri olduğunu ifade eden Yüksekdağ,  Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) denge denetleme kurumu haline geldiğini belirtti. AYM’nin Anayasa’dan doğan gücü ile denetleme mekanizması olarak çalışması gerektiğine dikkat çeken Yüksekdağ, “AYM, oluşan haksızlıkları ortadan kaldıracak iyileştirici bir rol ortaya koyamıyor. AYM’nin en önemli faktörlerinden birisi, haksız yargılama süreçlerinde ulusal mahkemeler arsında bir tampon görevi görmek. Ama 20 yılın yığılması var. Bir baraj olarak kurulmuş AYM’de korkunç bir yığılma var. Yargı kurumu bunun altından nasıl kalkacak? Dünyada neredeyse eşi benzeri görülmemiş bir tablo ortaya çıkarıldı; Yargıtay’ın durumu ortada. Bu sadece devlet krizi değil, memleket krizidir. 100 bin insan adil yargılama talebiyle başvuru yapmış; korkunç bir başvuru var, bunların her birisi de siyasi iktidarın yargı operasyonları sonucudur” ifadelerini kullandı.

MAHKEMELERE OPERASYON 

Gezi’de söylenen “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganının bugün de güncelliğini sürdürdüğüne işaret eden Yüksekdağ, “Olağanüstü şatlarla karşı karşıyayız. Durmadan siyasi iktidar yargıya talimat veriyor. HDP’nin iki eşbaşkanı olarak iki defa tutuklanarak hapiste tutuluyoruz. Selahattin Demirtaş’ı 10 yıl hapiste tutmak için ikinci tutuklama kararı verildi. Bize operasyon yapıyorsunuz; kendi mahkemenize niye yapıyorsunuz? Kötülük icat etme yetenekleri bazen köreliyor demek ki, tekrara düşüyorlar. Kendi sistemlerini de katlederek bunu yaptılar. Bir tanesi çıkıp kral çıplak diyemiyor” dedi.

Hukukun aynı zamanda insani olması gerektiğine dikkati çeken Yüksekdağ, Türkiye’de hukukun insani özelliğini yitirdiğini belirterek, “Hukuk tamamen siyasi iktidarın uzvuna dönüştürülmüştür” diye belirtti. Türkiye’de insanların ve hukukçuların adil yargılanma talebiyle ölüm orucuna başladığını kaydeden Yüksekdağ,  ölüm orucunda bulunan Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ı selamladı. “Adil yargılanma talebiyle Türkiye’de ilk defa açlık grevi yapılıyor” diyen Yüksekdağ, şöyle devam etti: “Bu memlekette çeşitli taleplerle açlık grevi ve ölüm oruçları yapıldı ama bakın talepler hangi seviyeye geldi. Bu memlekette hukukçular adil yargılanma talebiyle ölüm orucu yapıyorsa bu siyasi iktidarın suratına inmiş bir tokat olması gerekir. O insanların bedenlerinden başka koyacak bir şeyleri yok; güvenecek hiçbir kurum kalmamış. Bu kitlesel düzeye yayılırsa kimse şaşırmasın. Çünkü insanların güvenebileceği bir şey kalmadı, siyasi kurumların tamamında bir zorbalık hakim, bu koşullar içerisinde toplumsal güven de tamamen ortada kalkar. Kaybedeceği bir şeyi kalmayan toplumun her şey yapması ve savunması mecburdur. ‘Ben vurayım vurayım bunlar da sokağa çıksın hepsini hapse atayım’ diyor. Biz bu koşullar içerisinde adaletin sağlanabilmesi için toplumsal muhalefetin olması bilincindeyiz. En azından asgari ve zorunlu bazı kuralların yerine getirilmesi gerekir. Türkiye’de kuralsızlık egemen hale getirilmiştir. Biz demokratik kurallar ve insani kurallar üzerinden yeni bir normalleşme istiyoruz bu normalleşme için halkımızın bir arada mücadelesi çok önemlidir. İnsanlar sağlıklı, huzurlu ve güvenlikli yaşamamanın nasıl bir şey olduğunu bu süreçte gördüler. Halkımız bir siyasi ve ekonomik krizle karşı karşıya. Bu koşullar içerisinde insani, demokratik taleplerde bir yaşam inisiyatifinin geliştirilmesi gerekiyor.”

‘DEMİRTAŞ KARARI YÜKSEKDAĞ’I BAĞLAR’ 

Yüksekdağ’ın savunması ardından avukatlar söz aldı. Avukat Ruken Gülağacı, Anayasa Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş kararına değinerek, Yüksekdağ’ın da aynı durumda olduğunu söyledi. Gülağacı, “AYM kararı başkası hakkında verilmiş  diye yok sayılacak bir karar değil. Kararı inceleme fırsatınız olduysa karar birebir Figen Yüksekdağ’ı bağlar, kararın esasında Demirtaş’ın tutuklunun makul süreyi aştığını söylüyor. Bizim söylediğimiz her şeyi AYM gerekçeli kararına yerleştirilmiştir” dedi.

Avukat Sezin Uçar, müvekkilinin ifadesinde hapishane koşulları hakkında beyanda bulunduğunu belirterek, “Müvekkilimiz dört yıla yaklaşan tutukluk süreci içerisinde hakları kısıtlanmış, savunmasını bu nedenle parça parça ifade etmiştir. Bu sürecin ne kadar süreceği ve müvekkilimizle ne zaman açık görüş yapabileceğimiz belirsizliğini sürdürüyor. Pandemi nedeniyle alınan kimi tedbirler suiistimale dönüşmüş durumda. Savunma hakkımız kısıtlanmayacağı bir şekilde diğer dosya ilgili daha sonra beyanda bulunacağız” diye konuştu.

Yüksekdağ ve Demirtaş hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında ikinci kez tutuklanma verildiğini anımsatan Uçar, “Türk yargı tarihi tarafından aynı fiil nedeniyle ikinci defa tutuklanmış olmaları bir istisna. Mevcut yasalarda hukuksal normlara dahi riayet edilmediğini görüyoruz. Tutukluğunun devamı kararı hukuki değil” dedi.

TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA KARAR VERİLDİ

Ardından söz alan iddia makamı, Yüksekdağ hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda yürütülen soruşturma dosyasına ilişkin müzekkere yazılarak, dosyanın istenmesini ve incelenerek, dosyayla bağlantılı olup, olmadığının tespit edilmesini talep etti. İddia makamı ise, Yüksekdağ hakkında tutukluluğun devamını istedi. Mahkeme heyeti tarafından duruşmaya ara verildi. Aradan sonra kararını açıklayan mahkeme heyeti, Yüksekdağ’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Mahkeme heyetinin bir üye hakimi, tutukluluk kararına şerh koydu. Bir sonraki duruşma 28 Eylül tarihine ertelendi.

MA

ETİKETLER

Editörün Seçimi