Ahtapot neden pahalıdır?

Çoğu kişi açısından en lezzetli deniz ürünlerinden biri ahtapottur ve bu yüzden pahalıdır. Ama dahası var…

Ahtapotu avlamak öyle kolay iş değil. Çeşitli ahtapot zokaları bulmak mümkün; ama denizlerimizde iyice azalan ahtapotların yerlerini doğru tahmin ederek bu zokalara yakalanmalarını beklemek pek tatmin edici sonuçlar vermeyecektir.

Benim memlekette yaygın yöntem, denizdeki kayalıklara dalmak, halk arasında ‘göztaşı’ tabir edilen bakır-sülfat karışımının sulandırılmış halini ahtapot yuvalarına sıkmak, bu kimyasala dayanamayıp yuvasından çıkan ahtapotu kıskıvrak yakalamak biçiminde özetlenebilir.

Bele ağırlık bağlayıp, tüpsüz, sadece dalgıç elbisesiyle dalan usta avcılar, kimi zaman 20 metre civarından çıkarıyor ahtapotu. Zor iş…

Böyle usta bir ahtapotçu tanıyorum. Öyle ki, güzel bir kış gününde tek başına 180 kilo ahtapot yakalamışlığını bilirim.

Bu arkadaşım o soğuk kış günlerinde ahtapot avlaya avlaya ufak teknesini giderek bir büyüğüyle yeniledi, yazları turistleri günlük turlara çıkarmaya başladı, şimdi 14 metrelik çok güzel bir guletle tura çıkıyor.

Böyle zor kazanılan bir para da, o parayla alınan tekne de çok kıymetli oluyor tabii.

Teknesine gözü gibi bakıyor. Her sene dünyanın masrafını yapıyor. Teknesi onun kıymetlisi…

“Tekneni ver de bir tur atayım” deseniz, size tuhaf tuhaf bakar, hiç kuşkusuz deli olduğunuzu düşünür.

Maazallah, yanlış bir harekette batırıverirsiniz çünkü tekneyi.

Denizde ilerlerken, “Kaptan, dümeni ben tutayım biraz” deseniz, belki sizi kırmamak için azıcık dümende durmanıza, hevesinizi almanıza izin verir; ama gözünü üzerinizden ayırmaz.

O durumda, en fazla ‘23 Nisan kaptanı’ olur, kısa bir süre dümen tuttuğunuzu zannedersiniz.

Misal, eski milli güreşçi ve daha sonra milletvekili de yapılan Hamza Yerlikaya bizim memlekete gelse, Kaptan’la denize açılsa, tekneyi kullanmak istese, o işin sınırı en fazla ‘fasülyeden’ birazcık dümen tutmaktır.

Çünkü bizim Kaptan’ın bin bir emekle sahip olduğu teknesi onun için ziyadesiyle kıymetlidir. Denizi bilmeyen birine tekneyi emanet etmeyi aklından bile geçirmez…

Ne var ki, biz yüce gönüllü bir millet olduğumuz için, yine bu milletin alın teriyle yaratılmış olan bir kamu bankasının kaptan köşküne finans alemiyle alakası olmayan Hamza Yerlikaya’yı yerleştirebiliyoruz.

Gerçi biz yerleştirmiyoruz ama en azından onu bir banka yönetim kuruluna yerleştiren siyasi iradeyi bir biçimde milletçe biz belirliyoruz.

Hamza Yerlikaya ismi bir teferruat tabii. Son olarak ismi ‘skandal atama’ diye gündeme geldiği için çarpıcı ve güncel bir örnek.

Bir diğeri, RTÜK Başkanı olarak ‘olağanüstü’ bir performans sergileyen Ebubekir Şahin… O da bir kamu bankasının yönetim kuruluna atandı.

Benzeri çok örnek var…

İşin toplumsal yanını geçtim; falancanın akrabası, eşi, dostu diye ciddi iktisadi kuruluşların yönetimlerine getirilen hakikaten acayip isimlere fazlasıyla rastlıyoruz artık.

Bedelini milyonların hayatından eziyet karşılığı ödemesek konuyu pek mizahi bir biçimde ele alabilirdik belki; ama işin şaka kaldırır yanı da kalmadı.

Öyle ki, yüz yıla varan cumhuriyet tarihinde bu topraklarda yaşamış milyonların büyük bedeller karşılığı yarattığı; kanıyla, canıyla var ettiği değerler, birikimler, inanılmaz bir hovardalıkla yok ediliyor.

Kamusal değeri, yararı olan; halkın ortak malı olan her şey yok pahasına birilerinin mülkü haline getiriliyor.

Niteliği oldukça tartışmalı kişiler, bu ülkenin geleceği açısından büyük öneme sahip kuruluşların dümenine oturtuluyor.

Hani, “Aynı gemideyiz” lafıyla, hepimizin içine tıkıştığı söylenen o gemi var ya, işte o geminin kaptan köşkü pusula okumayı bile bilmeyen kişilerce doldurulmuş, gemi bodoslama kayalara bindirmiş, her tarafından su alıyor…

Ve yevmiyesi bir kilo ahtapottan ucuz milyonlar, kendilerinin de bir parçası olduğu trajik manzarayı boş gözlerle izliyor…

Durum bu kadar vahim…

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi