Barolar, cumhurcu/iktidarcı ‘bölme' siyasetine direniyor! (2)

Fotoğraf: AA

Hayatın getirdiğine bakınız.

Çoğunlukçu cumhur iktidarı, barolara karşı azınlıkçı oldu.

Dünyanın en büyük barolarından İstanbul Barosu başta olmak üzere, Ankara, İzmir Barolarına karşı barolar yaratmaya çalışıyor.

Seçim sistemini değiştirerek Türkiye Barolar Birliği yönetimini değiştirmek istiyor

‘Çoklu baro’ ve ‘Anadoluculuk’ lafzı üzerinden demokrasi ve ‘yerlilik' istismarı yapılıyor.

Avukat Gülizar Tuncer ile söyleşiye devam ediyoruz.

Okuyalım.

- Barolarla ilgili yasal değişikliklere dönelim… Yeni tasarıyla birlikte seçim sistemi değiştiriliyor, cumhur iktidarı ne yapmak istiyor?

Bugün Türkiye'de 81 baroya kayıtlı 130 binin üzerinde avukat var. Baroların üst örgütü konumundaki Türkiye Barolar Birliği (TBB) İstanbul, Ankara, İzmir gibi üyelerinin büyük çoğunluğu bu üç büyük kentteki avukatlardan oluşuyor.

Avukatlık Kanunu'nda yapılmak istenilen değişikliklerle öncelikle “çoklu baro” adı altında İstanbul, İzmir ve Ankara'da bulunan ve kendilerine muhalif gördükleri, hizaya çekemedikleri bu büyük baroları bölerek etkisiz kılmak istiyorlar.

Sonra da baroların TBB'ye delege göndermesine ilişkin seçim sistemini değiştirmek, TBB yönetimini ele geçirmek ve iktidara bağımlı hale getirmek istiyorlar.

Dolayısıyla öngördükleri yasal değişikliğin ikili bir amacı var.


- Bu durumda “çoklu baro” düzenlemesinden başlayarak ilerleyelim; ‘çoklu baro’ çok daha demokratik bir sistem olarak lanse edildi topluma, gerçekte durum nedir, ‘tekli baro, çoklu baro’ ayrımı nereden kaynaklanıyor?

Yukarıda bahsettiğimiz meslek örgütleriyle ilgili olarak bütün dünyada meslek uygulamalarının düzenlenmesi ve yürütülmesinde, kapsayıcılığın ve bağlayıcılığın korunması amacıyla zorunlu üyelik sistemi vardır ve faaliyetlerin tek bir merkezden yürütülmesi gerekir.

Avukatlık yapmak için gerekli ruhsatının verilmesinden, meslek içi eğitimin sağlanmasına, meslek etiğine uyulup uyulmadığının denetlenmesine ve disiplin soruşturmalarının yapılmasına kadar baro çalışmaları ‘tek bir merkezden’ yürütülür.

Bu nedenle de hiçbir ülkede “aynı bölgede yetki sahibi olan birden fazla baro” yoktur, yani ‘çoklu baro’ modeli yoktur.

Bulundukları illere, eyalet sistemi varsa eyaletlere veya bölge mahkemelerinin yetki alanlarına göre çizilen sınırlarda “tek bir bölgede tek bir baro” uygulaması vardır.Tüm avukatlar da bu ‘tek baroya’ üye olmak zorundadır.

Belirli mesleklere sahip kişilerin mesleklerini icra edebilmeleri için zorunlu üyelik olmadığında ya da aynı meslek alanında birden çok meslek kuruluşunun kurulmasına olanak verildiğinde, meslek disiplininin kim tarafından ve nasıl sağlanacağı belirsizleşecektir.

Bu durumda her kuruluş kendi başına davranacak, meslek kuruluşlarının kendi mesleklerine ilişkin ihtiyaçlar, meslek etiği vb. konularda merkezi düzeyde karar alamayacağından dolayı meslek kuruluşları üzerinde ciddi bir tahribat ortaya çıkacaktır.

Bu noktada ‘herkesin kendi barosunun olmasının ne zararı var?’ sorusu sorulmamalıdır, hiç de gerçekçi değildir bu soru.

Çünkü baro bünyesinde yer alan her avukat grubu zaten kendi seçim çalışmalarını yapıyor. Baro da bütün komisyonların görev alıp çalışabildiği bir işleyiş var.

Ayrı bir baroya farklı siyasi görüşlerin varlığı gerekçe gösterilerek ihtiyaç duyulacağı da iddia edilemez.

Çünkü farklı siyasi görüşteki çevrelerin kendi hukuk derneği, vakfı vb. kuruluşu yok değil, var. Oralarda görüşlerini ifade edebilirler, ediyorlar da.

Dar anlamda mesleğin yürütülmesiyle ilgili bu sorunlardan çok daha önemlisi farklı siyasi düşünceden insanların, hatta cemaatlerin ve tarikatların oluşturduğu ayrı ayrı meslek örgütlerine ve büyük barolar göre bölünme mesleki/kamusal ve demokrasi mücadelesinde ciddi bir güçsüzlük yaratacaktır

Ayrıca verili yargının bağımsız ve tarafsız olmayışı gerçekliğinden öte, yargıda siyasallaşmanın daha ileri boyuta vararak iktidara bağımlı hale getirdiği Hakimler, avukatların hangi baroyu ve siyasal düşünceyi temsil ettiğine göre farklı kararlar verebilecek, haksızlık ve hukuksuzluk daha da artacaktır.

Yargının üç kurucu unsurundan biri olduğu hep söylenen ama giderek iyice yargı dışına itilen avukatların bütünlüğünü bozacak biçimde, yargı işleyişindeki savunmanın kurumsallığını ortadan kaldırmaya ve itibarsızlaştırmaya yönelik bir siyasal girişimdir bu.

Devletin baskı aygıtı konumundaki yargı içinde yer alırken, aynı zamanda halkın hak arayışının temsilcisidir avukatlar.

Avukatların savunma işlevlerini özgürce yürütmesinin, dokunulmazlığının güvencesi olan baroların etkisizleşmesinin çok ağır sonuçları vardır.

Yargı zaten iktidara bağımlı.

Yeni yasaya göre yaratılacak “makbul” avukatların dönemin siyasi iktidarının adalet anlayışını uygulamakla yükümlü savcı ve hakimlere yardımcı, etkisiz yetkisiz konumlara itilmesi kaçınılmazdır.

Cumhur iktidarının TBMM Başkanlığına sunduğu yasa teklifi doğrultusunda avukatlık yasasında yapılacak değişikliklerin nihai amacının daha demokratik ve daha çoğulcu bir yapı kurmak olduğu iddiası demagojiktir, doğru değildir.

Avukatlık Kanunu'nun 76 ve 95'nci maddeleri başta olmak üzere pek çok maddesinde değişiklik veya eklemeler yapmak suretiyle, ‘çoklu baro’ uygulaması gereği, baro seçimlerinde nispi temsil sisteminin getirilmesine ve delege yapısının değiştirilmesine ilişkin düzenlemeler yapılacak.

Avukatların konum ve statüsüyle, avukatlık meslek örgütlerinin oluşum ve işleyişini esaslı biçimde değiştirmeyi hedefleyen bu tasarıyla esas olarak İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır gibi muhalif yapıda görülen baroların etkinliğinin azaltılması amaçlanıyor.

Çünkü İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük baroların olduğu kent merkezlerinde, Cumhur iktidarına yakın avukat grupları en güçlü dönemlerinde bile kazanmak için gerekli oy oranının çok altında kalıyor, yönetime giremiyorlar.

Dolayısıyla ‘çoklu baro’ düzenlemesi, Cumhur iktidarı yanlısı baroların kuruluşu amacına yöneliktir.

Bu doğrultuda barolar kurularak, yandaş barolar aracılığıyla Cumhur iktidarının haksız hukuksuz uygulamalarına hukuki meşruiyet sağlama amaçlanıyor.

Sonuç olarak, getirilmek istenen değişiklikle, aynı kent merkezinde üye sayısı beş binden fazla olan barolarda iki bin üyenin yazılı başvurusu üzerine yeni bir baro ya da barolar kurulmasına olanak vererek ‘çoklu baro’ adı altında barolar bölünmüş olacaktır.

Bu cumhur iktidarının barolarını yaratırken, boyun eğmeyen büyük baroları iyice güçsüzleştirip etkisizleştirecektir.

- Aynı yasa teklifiyle TBB Genel Kurulu’nda da değişiklik yapma yoluna gidiliyor. Bundan böyle yapılacak delege ve seçim sisteminde de değişiklik yapılmak isteniyor. Buna ilişkin olarak ne diyeceksiniz?

Evet, hazırlanan kanun teklifinin ‘çoklu Baro’ dışında bir diğer önemli yanı da Barolar Birliği yönetimine ilişkin kısmı.

‘Çoklu baro’ sistemi için nasıl ‘çoğulculuk ve demokratik işleyiş’ demagojisi yapılıyorsa, “Anadolu barolarını etkin hale getiriyoruz” adı altında bir sahteci bir tavırla Barolar Birliği sisteminde değişiklik yapmak isteniyor.

Hazırlanan kanun teklifine göre, bundan sonra üye sayısı ne olursa olsun ‘her baro en az dört delegeyle temsil edilecek.’

Üye sayısı fazla olan İstanbul, Ankara, İzmir gibi barolara ise, eskiden her ‘üç yüz üyeye bir delege hakkı’ tanınırken, şimdi her ‘beş bin üyeye bir delege hakkı’ tanınıyor.

Böylelikle, ‘çoklu baro’ sistemi ile birlikte İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük baroların bölünmesiyle, üye sayısı düşük baroların TBB Genel Kurulu’nda orantısız biçimde temsil edileceği yeni bir sistem kurgulanıyor.

Amaç sadece demokratik seçim ve yönetim anlayışlarını ortadan kaldırmak değil; yürütmeye bağlı, itaatkar barolar ve TBB yaratmak.

Feyzioğlu gibi cumhur iktidarına “biat” eden avukatların yönetimin ağırlığını oluşturacağı, devlet avukatlığı, devlet barosu, devlet Barolar Birliği’nin temellerini atma amacı var.

Baskı ve şiddet politikalarının fütursuzca uygulandığı, her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıkılması gereken bir dönemde, hukuk kurumları susturulmak isteniyor.

Buna karşın barolar savunmanın örgütlü kurumları olarak hak ve özgürlük mücadelesi içinde yer alıyor.

Barolar, cumhur iktidarının hukuk dışı güç kullanımına boyun eğmiyor, hukuksuzluklara karşı etkin hukuki mücadele veriyor.

Yoksulluğun ve sömürünün giderek arttığı bir Türkiye gerçekliğinde, mağdurların, ezilenlerin, sömürülenlerin yanında yer alan, hukuk ve adalet için baskıcı iktidara karşı direnen baroları susturmaya çalışmak özel bir anlam taşıyor.

Barolar, baroları ‘iktidarcı’ bir meslek örgütüne indirgeyen anlayışı reddediyor.

Adalet ve hukuk idealleriyle yürüyen avukatların dokunulmazlığı ve bağımsızlığının güvencesi olan savunmanın örgütlü gücü konumundaki barolar teslim alınamayacaktır.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi