Düşünce özgürlüğü peşinde 25 yıl

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

23 Ocak 1995’te başlamıştı bu uzun yolculuk.

Yaşar Kemal’in Der Spiegel dergisinde yayınlanan bir makalesi nedeniyle Devlet Güvenlik Mahkemesinde sorguya çağrıldığı gün mahkeme avlusunda ona destek vermek için buluşan aydınların başlattığı imza kampanyasında kısa sürede toplanan imzalarla 1080 kişinin yayıncı olduğu; içinde Yaşar Kemal, İsmail Beşikçi, Oral Çalışlar, Fikret Başkaya, Leyla Zana’nın da bulunduğu 10 suçlu(!?) yazının yer aldığı “Düşünceye Özgürlük” adlı kitabı yayınlayarak kendilerini savcıya ihbar ettiler. 185 sanıklı büyük bir dava ile başlayan bu dizide bugüne kadar 80 bini aşkın yayıncı(!) 300’ün üstüne, her görüş ve kimlikten düşünce suçlusuna destek oldu, onların görüşleri nedeniyle mahkemelerde yargılandı.

Bunların arasında bir kişi, tekrar yayınlar nedeniyle suçuna 5 kez destek verilen kişi, şu anda Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturuyor ve kendisine yönelik en ufak eleştirileri bile savcılara havale etmekten geri durmuyor. 

Uzun sözün kısası, Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim’in yolu daha bir hayli uzun…

Dünya dönüyor, sen ne dersen de, yıllar geçiyor farketmesen de…

Nasıl bir dünya beklerdik, nasıl bir dünyada yaşıyoruz?

Geçtiğimiz haftanın yıldızı taptaze bir virüs: Corona.   

Çin’de şimdiye kadar 80 kişinin ölümüne yol açan bu yeni koronavirüs türünün insandan insana da geçtiği belirlendi. Virüsün genetik yapısı, halk arasında Domuz Gribi olarak bilinen SARS virüsü ile yüzde 80 örtüşüyor. 

Ama virüs bu, mutasyonsuz duramaz. Yani durumdan kendine vazife çıkarıp habire yapı değiştirir, her yıl karşımıza başka bir adla çıkar. “Evrim mevrim yoktur, hepsi palavradır” diye renkli kabartmalı, cicili bicili kitaplar yayınlayan Harun Yahya’ya bulaşmaz inşallah.

Birçok ülke, Çin seyahatlerinin kontrolden geçirilmesi için havalimanları ve gümrük kapılarında önlemler alıyor. Bu önlemler havalimanlarımızda da alındı.

***

Suriye güçleri, İdlib’i bombalamaya devam ediyor. Türkiye’nin kontrolü ve güvencesi altındaki bölgede kurulan 8 kontrol noktasından 3’ü devlet güçlerinin elindeki bölgede kaldı. 

“Ne işimiz var askerlerimizin orada?” diyenlere yanıt veren Cumhurbaşkanımız “Biz oraya BM tarafından tanınan meşru hükümetin davetiyle gidiyoruz” diye yanıt veriyor.

Ne? Onu Libya için mi diyordu?

Doğru yahu… Esed çağırmadı ki…

Eee, Suriye’de ne işimiz var hakkaten?

***

Libya barış konferansı 19 Ocakta Berlin’de toplandı. ABD, Rusya, İngiltere,

Fransa, Almanya, Türkiye, Mısır…. Toplam 18 ülke en üst düzeyde, BM ise Genel Sekreteri Guterrerres tarafından temsil edildi.

Erdoğan biraz da buruk, Berlin’den erken ayrıldı. 55 maddelik bir sonuç bildirgesini Libya hükümeti kabul etti, Hafter imzalamadı.

Ateşkes sürüyor ama ihlaller de. Hafter, doğudaki petrol bölgelerini kapadı, Trablus havaalanını bombaladı, uçuşa yasak bölge ilan etti. Erdoğan fena halde protesto etti.

*** 

Davos’ta toplanan 50. Dünya ekonomi zirvesine Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu katıldı

Trump, Davos'ta yaptığı konuşmada İklim değişikliği konusunda "Sürekli felaket tellallarını ve onların kıyamet tahminlerini reddetmeliyiz" demiş, Greta için de “O kim oluyor, baş ekonomist mi?” diye sormuştu. 

Henüz 17 yaşındaki Greta, Trump'ın "ateşe körükle gittiğini” söyledi.

"Sizin aksinize, benim kuşağım iklim için savaşmaktan asla vazgeçmeyecek. Evimiz hala yanıyor."

*** 

Berlin’deki Libya konferansından sadece 5 gün sonra Almanya Başbakanı Merkel çatkapı

geliverdi. 24 Ocakta Türk-Alman  Üniversite kampüsü açılışı bahanesiyle geldi, Erdoğan’la konuştu. 

Sonuç? Bilemiyoruz, ortak basın açıklaması yeni bir ipucu vermedi. 

Erdoğan “Kapıları açar, sığınmacıları yollarım haaa…” tehdidi ile başka neler koparacak?

Az bekleyelim, kokusu çıkacaktır.

***

Evet, biz dünyaya hayli farklı bir gözle bakıyoruz. Peki Dünya bize ne gözle bakıyor? 

Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International), 2019 Yolsuzluk Algı Endeksi'ni açıkladı. Türkiye, 2013’ten bu yana 38 sıra gerileyerek 180 ülke arasında 91. sıraya düştü. 

The Economist dergisinin 2019 Demokrasi Endeksi Raporu’nda ise 167 arasında 110. sıradayız. Demokrasi puanımız 4,37’den 4,09’a geriledi.

10 üzerinden puan verilen endekste ilk beş sırada Norveç (9,87), İzlanda (9,58), İsveç (9,39), Yeni Zelanda (9,26) ve Finlandiya (9,25) yer alıyor. 

*** 

Erdoğan tarafından satın alınan ya da korkutarak susturulan, olmadı hapse tıkılan medyamızda pes etmeyen çok az sayıdaki demokratik kurumdan Evrensel ve Birgün de açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyor. 

Aynen Demokrat Parti döneminde yapıldığı gibi, bu gazetelerin resmi ilanları kesildi. Hatta, Evrensel okurlarının gazetelerine sahip çıkmak için 1 yerine 2 gazete almalı bile suç kanıtı sayıldı. Son hamle ise, gazetecilerin Basın Kartlarının iptal edilmesi oldu.

TBMM, mahkemeler ve birçok resmi kuruma o olmadan kolay girilemeyen bu kartları ne demeye meslek örgütü değil de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı veriyor? 

Sorunun yanıtı çok basit: Ağabey her şeyi gözetlemeli!..

***

Ara transfer sezonu sadece futbolda mı? 

HDP’nin seçilmiş belediyelerini kayyım atamalarıyla işgal eden Erdoğan, diğer partilerin belediyelerini de transfer yoluyla ele geçirmeyi hedefliyor. İlk transfer olarak 5 belediye başkanının rozetlerini bizzat taktı, gerisinin geleceğini de söyledi.

Ama daha beteri de bekçilere verilen yetkiler: 

TBMM'ye getirilen teklif onaylanırsa -ki sağ olsun Bahçeli desteği - onaylanacaktır, 

Çarşı ve mahalle bekçileri, polisler gibi zor ve silah kullanma yetkisine sahip olacak.

İnsanları durdurup kimliğini ibraz etmesini isteyebilecek sorular sorabilecek, silahı olup olmadığını el ile dışardan kontrol edebilecek. 

Bekçiler, haklarında tutuklama veya yakalama kararı çıkarılmış kişileri gördükleri takdirde yakalayacak ve bağlı bulunduğu genel kolluk kuvvetlerine teslim edecek. 

Yani her ay biner biner Sarayında ağırladığı muhtarlarla, onların kolluk kuvveti bekçilerden oluşan yeni bir paramiliter ağ örgütleyecek ki birinciler onu bunu ihbar etsin, ikinciler de gözaltına alıp savcılara. Ondan sonrası kolay. HSK eliyle savcılar ve mahkemeler zaten çantada keklik. 

Efendim? “Ama yargı bağımsız değil mi?” mi dediniz?

Her şeyin en doğrusunu bilen tek kişi -büyük reis- 19 Ocak 2020’de bakın neler dedi: 

“Bu, yargı camiamız için gerçekten çok çok üzücü bir adım… Düşünün, müebbet hapse mahkûm olmuş bir kişiyi, tahliyesini verme gibi bir yola, bir mahkeme nasıl gidebiliyor? … Tabii bunların hepsinin talimatlarını da verdik… Adalet Bakanlığımız, savcılarımız bu noktada adımlarını attılar, İçişleri Bakanlığıyla beraber yaptıkları operasyonla da yakaladılar.” 

Ocak ayının bu haftası acılarla dolu.

Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu’yu 24 Ocak 1993’te arabasına konulan bir bomba ile, Diyarbakır Emniyet müdürü Gaffar Okkan’ı 24 Ocak 2001’de düzenlenen bir suikastte kaybetmiştik. Bu iki cinayetin failleri her nedense hala bulunamadı. 

Gazeteci Hrant Dink ise 19 Ocak 2007’de kurucusu olduğu AGOS gazetesi önünde genç bir tetikçi tarafından vuruldu. O günden bu yana ısrarla sürdürülen hukuk mücadelesine rağmen asıl fail, devlet tarafından korunuyor. 

Tabii, “Nefsi Müdafaa” Devlet’in de hakkı, değil mi?

*** 

25.yılın son haftasını, başladığımız gibi bitirelim.

Çocuklarımıza, torunlarımıza  biraz daha güzel bir dünya bırakmaya, daha doğrusu -kızılderili deyimiyle- onlardan ödünç aldığımız dünyayı ve doğayı yok olmadan onlara geri vermeye çalışalım. 

Sana gelince, iyi ki doğmuşsun sevgili Girişim,  çeyrek yüzyıllık onurumuz.

Ama yeter artık, sana ihtiyacımız kalmayacak günlere…

ETİKETLER

Tümü Şanar Yurdatapan - Diğer Yazıları

Sağlığınıza Tayyip Bey… 13.07.2020
Hak-mak savunmak yasak! 06.07.2020
Kelam-ı Memnu 29.06.2020
Yürüyelim arkadaşlar 22.06.2020
12 soruda: Mutlu musunuz? 15.06.2020

Editörün Seçimi