Kelam-ı Memnu

Karagöz:      CAVCAAAV, HACI CAVCAV, GEL HELE…

Hacivat:      Geldim hele, ne var Karagözüm.

Karagöz:     Yahu TV’deki bulmaca programlarını seyrediyor musun, hani milyoner olmak filan

Hacivat:       Ee, zaman zaman.

Karagöz:     Peki sen bilebiliyor musun cevapları?

Hacivat:      Tabii, hemen biliyorum.

Karagöz:      Yapma yahu? Ben hiç bilemiyorum.

Hacivat:      Şaşacak ne var Karagözüm, sen ümmi cahilsin, okuma yazman bile yok. 

Karagöz:     Senin var da ne hayrını görüyoruz? Bak, ben de sana bir bilgi yarışması hazırladım.

                    Hepsi hepsi bir akçem var. Soruyu bil, al parayı.

Hacivat:     (Telaş içinde) Aman sus,sus. Başımıza bela açacaksın. O kelam yasaklandı.

Karagöz:     Hoppalaa. Hangi kelam, “Soru” mu, “Para” mı?

Hacivat:     Yok, yok, öteki, öteki.

Karagöz:    Geriye kaldı “Bil” ve “Al”?

Hacivat:     İkisi birden Karagözüm.

Karagöz:    Yani Bil-al mi?

Hacivat:     Sus, sus Allahaşkına, işte o. Veliaht Şeyhzademizin adını “Onun anlayacağı şekilde”-

Karagöz:    Allah Allaah, biz de anlayamayacağı şekilde söyleriz o zaman? Ne farkeder?

Hacivat:     Hiiiç, farketmez, ama biz yine de uzak duralım beladan. Bak, bir şey daha yasak.

Karagöz:    O da neymiş? ”Yıldız” demek mi, “Burun” demek mi?

Hacivat:     Yok be yahu, onlar “Ulu Hakan Abdülhamit Sultan” zamanında kaldı.

Karagöz:    Eee, neymiş peki muasır yasaklar?

Hacivat:     Hani şey var ya, ferdi eşyamızı yanımızda taşımak için kullandığımız şey.

Karagöz:    Heybe?

Hacivat:     I-ıh, daha küçük.

Karagöz:    Torba?

Hacivat:     Yok yok, daha ufak.

Karagöz:    Çanta?

Hacivat:     Hah, işte o. Ama özel bir cinsi.

Karagöz:    Amaan, ben sana bilmece soracaktım, sen bana soruyorsun.

Hacivat:     Yok, yok. Sadece ikaz etmek istiyorum, başımıza bela gelmesin diye.

Karagöz:    Daha ne bela gelecekmiş, gölgenden korkuyorsun, iki kelam edemiyoruz.

Hacivat:     Yapma etme Karagözüm, böyle tehlikeli mevzulara bulaşmadan konuşamaz mıyız?

Karagöz:    Ben senden ümidi kestim. Hem sorumu soraydım kim bilir ne hale gelecektin.

Hacivat:     Yok canım, haydi sor, sor, sor da alayım bir akçeni.

Karagöz:    Eh, günah benden gitti. Emine Hanım Sultan’ın Hermes marka çantasının fiyatı ne?

Hacivat:     Anne beee…. (Kaçar gider)

Karagöz:    Tüh tüh tüh, eskiden zenginin parası fakirin çenesini yorardı. Şimdi o bile yasak!

                    Yine de Bilal’in anlayacağı dille anlatayım: Valide Sultan’ın çantası 342.500 akçe, yani asgari ücretle çalışan bir amele maaşının tam 147 katı.

 ******

Zihni Uyanık: Sayın Karagöz bey. Sen duymadın mı, “İtibardan Tasarruf olmaz”.  Bunu söyleyen sayın Reis-i Cumhurumuz beyefendi. Kendisinin muhterem refikaları hanımefendi de iştirak ettiği bir beynelmilel toplantıda memleketin itibarını düşünmüş, kabahat mi yani?

Karagöz:     İyi dersin de, Sultanımız tahta çıktığında “Nah, şu parmağımdaki nikah yüzüğünden gayrı bir servetim yoktur” buyurmamış mı idi?

Zihni:          Eee- evet ama yine de bak, ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür bir memlekette yaşıyoruz ki yüce başkanın refikası bile tenkit edilebiliyor.

Karagöz:     Peki sonra ne oluyor?

Zihni:          Ne oluyor?

Karagöz:     İşte bu oluyor!

Evrensel yazarı Ender İmrek, 29 Haziran 2019’da yayınlanan “Parıl parıl parlıyordu Hermes çanta…” başlıklı yazısı nedeniyle hakim karşısına çıktı.

İmrek, pandemi koşullarında IBAN numarası verilerek işçilerden 10 TL Bağış istendiğini hatırlattı:

              “… Milyonlarca asgari ücretli açlık sınırının altında bir gelirle yaşamaya çalışırken, 50 bin dolarlık Hermes çanta, elbette eleştiri konusudur. Politikaya atılırken, 'Ben bu yola çıkarken sadece parmağımdaki şu alyansım var' diyen, ancak bugün dünya zenginleri arasında gösterilen cumhurbaşkanının ailesinin durumunu yazmak, dünyanın her yerinde bir gazetecilik görevidir"

*********

Zihni Uyanık: Efendiiim, neymiş? Ceza kanununda “Güzel vasıf atfetmeyerek hakaret” diye bir suç yokmuş. İyi valla, kanunda açık var diye her türlü suça göz mü yumulacak? Yok öyle yağma.

Çok sıkışılırsa getirileverir bir yeni torba yasa, makabline de teşmil edilir, yani geçmişe de uygulanır, olur biter. Yine de acil bir tedbir gerek, mesela, meselaa:

Basın İlan Kurumu, Ragıp Zarakolu’nun "Makus Kaderden Kaçış Yok" başlıklı yazısı nedeniyle Evrensel'e, 45 gün süreyle resmi ilan ve reklamların kesilmesi cezası verdi.

Zihni Uyanık: Efendim, nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmaz ise, ilanını kestir.

Demirel “Yollar yürümekle aşınmaz” demişti. E, adam mühendis. Üstünde yürüyen insanların neden yürüdüklerini düşünecek değil ya, asfaltın aşınma oranını hesaplıyor.

Amma velakin AKP iktidarı buluttan nem kapmakta yerden göğe kadar haklı. Bakın her türlü engellemeye karşı HDP Hakkari’den, Edirne’den Ankara’ya yürüdü, yürüyüş başarı ile sonlandı. Ama yürüyüşler bitmedi. Hem ardından bu kez barolar yürüyüşe geçti. Hani yargının adım adım fethi yetmedi, hukuk alanında hiçbir çatlak ses kalmasın diye fethedilmeye çalışılan barolar. Onlara da olmadık engeller çıkarıldı, sökmedi. Ankara girişinde yağmur altında bir gece boyunca bekletildiler. Anıt Kabir’e gitmek için aldıkları randevuyu Barolar Birliği Bşk. sarı barocu Metin Feyzioğlu çalıp birkaç yandaş baro ile kullandı, ama onlar da az sonra yalnız bıraktılar garibi. Sonra yürüyüşçülerle koklaşmaya geldi ama yüz bulamadı. Yürüyüş başarı ile sonuçlandı.

Eee, şimdi n’olucak?

AKP muhalefet partilerinin görüşlerini almak için onları tek tek ziyaret ediyor. Üstelik -aman şok geçirmeyin- CHP, İYİ Parti, Saadet, Demokrasi ve Atılım (Babacan), Gelecek Partisi (Davutoğlu) ile yetinmeyip HDP’yi de ziyaret etti ve Barolar için yapılacak yeni düzenleme hakkında görüşlerini NOT ETTİ.

Valla’ hangi dağda kurt öldü, biz de merak ediyoruz -Bozkurt’un ölmediği besbellii- ve lakin “Bakın herkese danıştım, sonuç bu çıktı” diye yine büyük reis’in dediğini tekrarlayacağına da en ufak bir kuşkum yok.

Amma da önyargılı mıyım? Değilim, yargılı’yım tabii, nasıl olmayayım? Şimdiye kadar bir kez olsun aksini görsem dişimi kırardım. Şükür, dişlerim hala sapasağlam.

KADININ ADI YOKMUŞ

Yok, yok, Duygu Asena’nın 33 yıl önce toplumu sarsan ünlü romanından söz etmiyorum. AKP hanım milletvekili Özlem Zengin’in Meclis'te söylediği sözler:

- Bu ülkede AKP gelene kadar kadın kelimesinin adı yoktu yahu Türkiye’de, adı yoktu.

Çok özür dilerim ama Özlem hanım, kadın haklarının önü bugünden 87, AKP’nin kuruluşundan 68 yıl önce, Köy Kanunu'nda yapılan değişiklikle açıldı, Muhtar ve ihtiyar heyeti üyesi olabildiler. 1934’te yapılan Anayasa değişikliği ile seçme ve seçilme hakkı da tanındı ve ilk kadın milletvekilleri TBMM'de yerlerini aldı. Buyrun sizi onlarla tanıştırayım.



Özlem hanım, kadının adını ilk kez ortaya çıkaran parti dediğiniz AKP, kadına “kadın” demeyi bile bir türlü hazmedemez. Bunu, sanki bir kabalıkmış, kendileri ise çok saygılıymış gibi Hanım derler. İnanmazsanız, har hangi bir caminin avlusundaki umumi tuvaletlere bakıverin. Hadi bunu boş verelim, Meclis'teki “Kadın Erkek Eşitliği” komisyonunun adını da “Kadın Erkek Fırsat Eşitliği” komisyonuna dönüştüren yine AKP.

Neden? Çünkü “Kadın-Erkek eşittir” diyemiyor bir türlü.

21 yüzyılda dünyanın ulaştığı, üstelik Türkiye’nin de taraf olduğu ve Anayasasından başlayarak tüm yasalarını onlara göre uyarladığı uluslararası anlaşmalara rağmen diretiyor, kadın-erkek eşitliğini kabul etmemekte.

Ne diyor karşı görüş olarak? Kadın ile erkeğin fıtratı -yani yaratılışı, yapısı- farklı.

Aksini iddia eden kim? Kimse erkek ile kadın aynıdır demiyor ki? Erkekle erkek de, kadınla kadın da aynı değil. Kimi uzun, kimi kısa, kimi şişman, kimi zayıf, kimi zeki, kimi değil, kimi gecekonduda dünyaya gelmiş, kimi konakta.

Eşit demek, KANUN ÖNÜNDE EŞİT demek. Bunu Erdoğan da bilmiyor mu? Tabii ki biliyor. O halde neden tam tersini iddia ediyor?

Neden?

Bir kez beynini daha büyük olduğuna inandığın bir başka beyine -inanca, dünya görüşüne, ideolojiye- körü körüne teslim etmeye gör, artık bir yerde olmasa bir başka yerde gerçeklerle ters düşmen kaçınılmaz.

Diyor ki “Ben Müslümanım, benim dinim böyle diyor”. Tamam, sen kendi yaşamını ona göre belirle. Ama milyonlarca insanın yaşamını zorla şekillendirmeye kalkamazsın.

Bunları söyleyen kişiler sen hapse girdiğinde, düşüncelerini özgürce söyleyebilme hakkını savundu, senin suç sayılan sözlerini tekrarlayarak kendilerini DGM’lerde yargılattı. Başörtü yasağı günlerinde, üniversite kapılarında titreyen kızcağızları yalnız bırakmadı, hatta kendi başlarına başörtüsü takarak bunu protesto ettiler.

Biliyorum, bütün bunlar, senin bir kulağından girip ötekinden çıkar. Ama yine de boşa konuşmuyorum. Sana gönül bağlamış ama aklını ipotek etmemiş milyonlarca insan var, benim sözüm onlara…

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Tümü Şanar Yurdatapan - Diğer Yazıları

Sağlığınıza Tayyip Bey… 13.07.2020
Hak-mak savunmak yasak! 06.07.2020
Kelam-ı Memnu 29.06.2020
Yürüyelim arkadaşlar 22.06.2020
12 soruda: Mutlu musunuz? 15.06.2020

Editörün Seçimi