Magna Carta’dan Osman Kavala’ya düşünce özgürlüğü

Magna Carta, 1215’te yani 805 yıl önce derebeylerin İngiltere Kralı’nı mecbur ettiği ilk anayasa girişimi. Kral’ın yetkilerinin hukuk ile sınırlandırılması; 805 yıl önce yazılan 39. maddeyi 2020 yılında yaşadığınızı unutmadan okuyun;

“Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”

1700’lerde yaşayan Voltaire bunu söylemiş midir tartışmalı fakat batı aydınlanmasını iyi özetleyen bir sözdür;

“Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm.” 

1200’lerden 1900’lerin ortasına kadar düşünürken, bu insanların ellerinde bugün insanlığın biyoloji, fizik ya da kimyayla ilgili geldiği bilgi seviyesinin çok azı olduğunu aklınızda tutun. Fransız Devrimi’nden ve daha sonra 20. yüzyıl başında bizim coğrafyamızdaki meclis denemelerinden bugüne biriktirdiğimiz düşünce özgürlüğü, hukukun üstünlüğü deneyimimiz çok zayıf görünüyor.

Bugün Türkiye’de güncel duruma baktığımızda, şimdilik iktidarı bir kenara bırakalım çünkü bu bir iktidar eleştirisi olmakla birlikte o eleştiriyi de aşan bir düşünme çabasıdır. Türkiye’de düşünce özgürlüğü sorunu bu iktidarla ortaya çıkmadı, doğrudu. Fakat bu iktidar Türkiye’deki düşünce özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü sorununu büyütmektedir. Daha da tehlikelisi yasal normları olmayan bir ülkede insanlar da bir dönüşüm geçiriyor. Sosyal medyaya baktığınızda farklı düşünce gruplarından insanların ama özellikle iktidar yanlılarının herhangi bir şiddet çağrısı, nefret suçu ya da hakaret bildirmeyen içeriklere dahi tutuklama istediklerini görebiliyorsunuz. Kültürel olarak aşağıya indikçe vatan haini ilan etme, tehdit, küfür vb. artıyor.

Selahattin Demirtaş örneğine göz atalım; Demirtaş’a politik olarak yakın hissetmeyebilirsiniz hatta HDP’nin terör örgütüyle arasına yeterli mesafeyi koyamadığını düşünüyorsunuzdur. Bu siyasal eleştirilerden hareketle Demirtaş’a ve HDP’ye asla oy vermezsiniz. Fakat Demirtaş’ı tutuklamak başka bir şey; Demirtaş’ın şiddete çağıran, elinize silah alın diyen bir çağrısı var mıdır ya da Demirtaş’ın ‘Çözüm Süreci’ denen zaman aralığında Öcalan’ı öven konuşmalar yapması hangi cezai norma dayanıyor? Zira Çözüm Süreci döneminde Öcalan’ı övmeyen iktidar mensubu siyasetçi yoktur. Kaldı ki geçtiğimiz yılın yerel seçiminde dahi iktidar bize Öcalan’ın mektubunu okumuştur. Dolayısıyla Demirtaş’a ya da tutuklu diğer HDP’li siyasetçilere oy vermemek ya da eleştirmek başka bir şey, tutuklanmalarını istemek başka bir şeydir. Özgürlüklerini savunmak ise kimseyi HDP’li yapmaz.

Aynı şekilde Osman Kavala ile çok farklı düşünseniz de Osman Kavala’nın özgürlüğünü savunmak bir medeniyet ölçüsüdür. 2 yıldır cezaevinde olan Osman Kavala ile ilgili davalara ve delil diye önümüze konulan saçmalıklara baktığınızda keyfi olarak cezaevinde tutulduğunu açıkça görebilirsiniz.

Yine OdaTV’den Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın tutuklanmalarına karşı çıkarken OdaTV’nin yayın çizgisini eleştirebilirsiniz. Bu ikisini birlikte yapabilirsiniz, bu bir çelişki değil.

En güncel örnek olarak ölüm orucunda hayatını kaybeden Grup Yorum üyesi Helin Bölek için sosyal medyada yazılanlara baktığınızda kanınız donabilir. Helin Bölek ve arkadaşları, Grup Yorum üyeleri iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra yaşadıkları baskılara ve konser yasaklarına dikkat çekmek için ölüm orucuna başladı. Taleplerine dair söz söylemek ve yaşam haklarını savunmak kimseyi ölüm orucu fetişisti ya da terör örgütü üyesi yapmaz. Bunlar birbirinden ayırmamız gereken şeyler.

Bu coğrafyada sürekli başkasının inancına, inançsızlığına, mezhebine, kıyafetine küfreden, kendisiyle ilgili en ufak eleştiriye tahammülü olmayan bir insan tipi üretiyoruz. Bu insanlar seçimlerin insanları keyfi tutuklatma yetkisini de içerdiğini düşünüyor ki bu günümüzden birkaç yüzyıl geri bir kafa yapısı.

Tek tip insana karşı durmalıyız.

Çünkü iktidar kendi makbul tipini belirlediğinde kaşınız, gözünüz, söylediğiniz türkü, giydiğiniz elbisenin rengi bazen özgürlüğünüze bazen de canınıza mâl olabilir.

Son olarak; düşünce özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü meselesine vicdani ya da etik kaygılarla bakmadığınızda dahi o keyfi ceberrutluğun bir gün sizi de bulmayacağına bu kadar emin olmayın. Belki alamadığınız özlük hakkınız için yapmak istediğiniz grev milli güvenlik nedeniyle yasaklandığında, belki salgın hastalığa karşı ücretli izin talep ederken vatan haini ilan edildiğinizde; sizden öncekilerin celladı olmak için can attığınız gibi sizin celladınız olmak için sıraya girenler de olacaktır.

 

ETİKETLER

Editörün Seçimi