Mahpushane çeşmesi

Zorunlu ev hapsinin 2. hafta sonundan herkese merhaba. 

Okurlarla 31, televizyon programı izleyicileriyle 52 haftadır yani BİR YILDIR birlikteyiz.

Sizi bilemem ama ben hayatımdan memnunum. Bu programın önce bilgilerini sonra görüntü malzemesini derlemek, senaryosunu hazırlamak, İnternet üstünden röportajları yapmak, onları kesip biçmek, “Karagöz ile Hacivat”ları okuyup anime etmek, üniformamı giyip kameramın karşısına geçmek, kendi kendimi kaydetmek, sonra bazen sabahlara kadar süren son montaj…

Veee yine internet üstünden yayıncı kanala göndermek… Cuma gecesi oluyor bütün bunlar. Sonra Cumartesi akşamı sonucu izlemek. 

Asıl mesleğim olan müziği bilgisayarla yapmaya 1984’ten beri zaten alışkınım. Sağ olsun, dijital teknoloji, koskoca senfoni orkestrasını evime, elimin altına getirdi. Bu yıl buna video montajı yapmayı ekledim ve kendimi çalışma masasına hapsetmiş olduuuum. 

**** 

Hani şakalaşıyorum ya “Yaş haddinden emekli olmam gerekirken aynı nedenle ev hapsine çarptırıldım” diye… Yok, yok… Emeklilik bana göre değil. 

****

Bakalım, Korona hazretleri bu hafta neler yaptı? Sağlık bakanının açıkladığı günlük veriler şöyle… 

17 Nisan 2020:

4.353 yeni vaka Dünden 448 daha az

126 kişi daha hayatını kaybetti, Dünden 1 daha fazla

1.542 hasta ise iyileşti. Dünden 127 kişi daha fazla

24 saatte yapılan test sayısı 40.720, 157 daha az

Test sayısı: 558.413

Toplam vaka 78.546

Toplam can kaybı 1.769

Yoğun bakımda 1.845

Entübe hasta 1.014

iyileşen hasta 8.631 

İyi de, aynı sayılar, AKP yanlısı medyada şöyle veriliyor:

Oh, oh… Test sayısının hızlı artışına rağmen iyileşen hasta sayısı artıyor. 

Aynı bardağın dolu veya boş yarısı meselesi değil, ayrı ayrı bardaklardan sadece işine geleni seçmek meselesi. Dönüp dolaşıp geldik mi yine aynı soruya?

Doğru ne, yanlış ne? Gerçek hangisi, yalan hangisi?

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre (17 Nisan 2020)

Dünya çapında 78 bin kadar yeni vaka saptandı

Toplam vaka sayısı: 2. Milyonu, can kaybı 135 bini aştı. 

Amerika 362 bin küsur vaka ve 28 binden fazla can kaybıyla her alanda başı çekiyor. Başkan Trump ise DSÖ’ye maddi desteğini açıkladı. Japonya’da 6 Mayıs’a kadar tüm ülkede Olağanüstü Hal ilan edildi. 

Avrupa’da ise son 10 günde vaka sayısı nerdeyse ikiye katlanarak 1 milyona ulaştı. Dünyadaki vakalarını yarısı Avrupa’da. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Direktörü Hans Kluge, Avrupa için gelecek iki haftanın çok kritik olduğunu söyledi. “Almanya, İspanya, İtalya, Fransa ve İsviçre’den pozitif veriler geliyor. Fakat İngiltere, Türkiye, Belarus, Rusya ve Ukrayna’da sayılar yükselişte.”

****

Gayet ilginç öneriler de var, virüsle baş etmek için. Hem de bir profesör, hem de biyolog. Bakın o olsa ne yaparmış! 

Prof. Ali Demirsoy: “Bu virüs salgını önlenebilirdim ilk başında. Oradaki o 50-60 kişiyi bir adaya götürürdüm. Ya tecrit eder ya da öldürürdüm. Siz orda eğer 50 kişiyi itlaf etmiş olsaydınız, bugün 1 milyon adamın ölümüne engel olurdunuz.

 İşte buna biz bilim diyoruz, bilim!..” 

 

Bilim(!?) Adamları

 

Geçen hafta sonu sokağa çıkma yasağının Cuma saat 22:00’de ilan edilmesi sonucu millet fırınlara, mağazalara hücum etti. Ne sosyal, ne anti-sosyal mesafe kaldı. Akşener’in deyimiyle bunca zamanlık çaba 2 saatte boşa gitti.

Sonuç?

Sonuçlar 14 gün sonra bu köşedeee… 

**** 

Karagöz: Cavcaaav, cavcaav, hacı Cavcaav… Nerdesin yahu?

Hacivat:  Burdayım Karagözüm. Ne oldu yine?

Karagöz: Lanet olası Kolonya virüsü, evlere hapsolduk, ancak pencerelerden konuşabiliyoruz.

Hacivat:  N’parsın Karagözüm, buna da şükür. İçtimai mesafeyi muhafaza etmek lazım…

Karagöz: İyi hoş da, bu virüsün kuluçkası 14 gün değil mi? Geri kalan 12 gün necilik?

               2 gün hadi kimse kimseye değmedi, sonra?

Hacivat:  Eee, sonrası Allah kerim.

Karagöz: Yahu Cavcav, aklını kullanmayana Allah neden kerim olsun ki? Yine hak ettin şaplağı ama içtimai mesafeye dua et!...

****

Derkeen, virüs bahanesi ile hapisaneleri boşaltma yasası…

Daha doğrusu, hırsızları, katilleri, gangsterleri boşaltalım ki gazetecilere ve diğer düşünce suçlularına yer açılsın.

S. Peker                                        A. Çakıcı.                       O. Kavala.                           A. Altan                             S. Demirtaş

 

Kimin çıkıp kimin içerde kalacağı çok yazılıp çizildi

Bu yasanın doğuracağı başka etkileri konunun içinde yaşayanlardan dinleyelim.

Önce haberleşme özgürlüğü nasıl etkilenecek? 

Bianet Bağımsız Haber Ağı kurucusu Nadire Mater. Bu yasanın gazetecilik üstündeki kalıcı etkileri neler olabilir? 

Nadire Mater: 

“Ne haberler var bugün gazetecilerle ilgili?  Bir sürü haber…

Cumhuriyet muhabiri hakkında dava açılmış, 10 Ekim katliamı ile ilgili yaptığı bir haber nedeniyle… Filanca hakkında yetkilileri eleştirmek… Bir yandan da RTÜK çalışıyor, en yüksek seviyeden para cezaları veriyor… Birisi bir yayına sigara içerken demeç vermiş, kanala üst düzeyde ceza… Birisi ekmek kuyruğundaki kavgayı haber yapmış, kanal

ihtar almış. Bunların üst üste yapılması, kanalların kapatılmasına kadar giden bir yol… 

Türkiye’de bir korku ortamı oluşturuluyor ve gazeteciler, bu ortamda bütün yaratıcılıklarını, özgür düşünme niteliklerini giderek kaybediyor. 

Sansür, dayanışma ile, meslektaşlarınla, örgütlerinle birlikte mücadele ettiğin bir şey. Oysa “otosansür” çok kişisel. 

Dolayısı ile, öncelikle buna karşı mücadele etmemiz gerekiyor.”

Hacivat:  Duydun mu Karagözüm, yasa meclisten geçti, hapisaneler boşalıyor, kader mahkumları..

Karagöz: Kim onlar yahu, var mı öyleleri? Benim bildiğim gazeteciler var, Sultanın muarızları var…

Hacivat:  Öyle olur mu Karagözüm, hani adamın karnı açmış, şeytana uyup ekmek çalmış, hırsız olmuş; ya da namus meselesinden karısını bıçaklamış, katil olmuş…

Karagöz: Ya da yazı yazmış, ya da tivit mivit atmış Sultanımız aleyhine, ya da tiviti ritvit etmiş, layk etmiş…

Hacivat:   Aaaaa Karagözüm, sen İnternet de mi kullanıyorsun, nerden öğrendin bunları?

Karagöz:  Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Ama bilip de bilmezden gelmek en ayıp.

                 Hem ne demişler, bir adam ki bilmez, bilmediğini bilmez, o adam-

Hacivat:    Yeter, sus, sus… Bir kelime daha söylersen başımız belaya girecek.

Karagöz:  Ulan Cavcav, asıl söylemedikçe başımız beladan kurtulmuyor.  Ne demişler: Susma, sustukça sıra sana gelecek…

Hacivat:   Allah yazdıysa bozsun.

Karagöz:  Niye bir yazıp bir bozsun ki? Hiç yazmasa daha iyi değil mi?

Biz, bize tabii yeteriz, zat-ı aliniz aradan çekilirse…

Zaten bu iş için başarılı kampanyalar yürüten belediyelerin topladıkları yardımlara KANUNSUZCA el koyup başkanlar hakkında soruşturmalar açtırmasanız. 

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, zaten geleneğimizde bulunan bir yöntemi yeniden başlatmış: Bakkal defterlerindeki borçları sildirmek. Sadece Belediyeler değil, varlıklı vatandaşlar da gidip semt bakkallardaki veresiye defterlerini açtırıyorlar ve borcunu ödeyemeyen yurttaşların borcunu kapatıyorlar. Tabii bu, alacaklarını tahsil edemeyen mahalle bakkallarına da önemli bir destek. Ama çok önemli bir yanı daha var. Bu iş “Sessiz sedasız” yapılıyor. Borcu silinen vatandaş da kendisine yardım eden kişiyi bilmiyor.

Ya siz Tayyip bey?

Çalışanların İşsizlik fonundan Devletin kefen parasına kadar tüm kaynakları yakışıklı damadınızla birlikte çarçur ettikten sonra, KENDİ BEKANIZ için daldığınız Suriye macerasında hem canları hem varlıkları gözünüzü kırmadan harcadıktan sonra, yine devlet kasasından -yani milletin cebinden- yaptığınız yardımlara, yardımın boyundan büyük imzalarınızı koymaktan çekinmiyorsunuz. Maaşallah, maaşallah…

Haftaya hafta sonu yasağında yine buluşalım.

 

Eline sağlık sevgili Sefer Selvi

 

Not: Bu yazı 17 Nisan’da kaleme alınmıştır.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Tümü Şanar Yurdatapan - Diğer Yazıları

Sağlığınıza Tayyip Bey… 13.07.2020
Hak-mak savunmak yasak! 06.07.2020
Kelam-ı Memnu 29.06.2020
Yürüyelim arkadaşlar 22.06.2020
12 soruda: Mutlu musunuz? 15.06.2020

Editörün Seçimi