Meclis açıldı, yaşasın 2 Haziran, neş’e doluyor insan

Corona nedeniyle bir buçuk aydır kapalı olan TBMM

2 Haziran’da yeniden açıldı ve harıl harıl başladı çalışmaya.

Bilin bakalım, ilk iş ne yaptı?

1- Corona yasaklarından mağdur olan çalışanlara ve küçük esnafa karşılıksız destek mi sağlandı?

I-ıııh, bilemediniz.

2- Kadınlara ve çocuklara şiddet uygulayanlara iyi hal ve namus indirimini, çocuk evlenmelerini önlemek için yeni yasal düzenlemeler?

O da değil.

3- Nefret söylemini önlemek için yeni bir-

Yeter!

Siz hangi dünyada yaşıyorsunuz Allahaşkına?

Bizde meclisin böyle dertleri mi var?

Meclis İçtüzüğü de basitleştirilyor zaten:

Muhalefetten ne gelirse red, yukarıdan ne gelirse kabul. 

Ee, doğru yanıt nedir peki?

Acaba nedir, nedir? 

Biiir: Son zamanlarda artan bekçi şiddetine meşruluk kazandırmak için onlara kimlik sorma, gözaltına alma gibi yetkiler veren “Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu” komisyondan geçti. Artık “Ağabey” bizi her yerde daha sıkı gözetleyecek, -polis koleji eğitimi görmeye bile ihtiyacı olmayan- bu yeni ordusuyla.

İkiii: Uzun süredir Tayyip beyin sumeni altında bekletildikten sonra, zamanı geldiği kararlaştırılarak saray memuru Fuat bey tarafından meclise sevk edilen 3 fezleke apar topar görüşül- pardon, pardon, AKP ve MHP oylarıyla onaylandı. CHP milletvekili Enis Berberoğlu, HDP milletvekilleri Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’nın vekillikleri düşürüldü. Hemen ardından yakalama emri çıkarılıp derhal o gece infaz edildi.

Demek ki neymiş?

“Sandıktan çıkmak” sadece AKP çıkarsa makbulmüş. 

Demek ki neymiş?

Sıra, zamanında HDP’yi korumayan CHP’ye de gelmişmiş. 

Demek ki neymiş?

Sadece askeri darbeler yokmuş, Saray Darbeleri de oluyormuş. 

Peki, n’olacak şimdi?

Valla’ bunu rahmetli Levent Kırca da bilemez. 

Peki kim bilir, kim bilir?

Tamamm, şimmdi buldum! 

Tabii ki Devlet bilir. O bilmezse kim bilecek?

Zaten yaklaşık 3 hafta önce 15 Mayıs’ta Cumhur İttifakı’nın “bekası“ için parlamento açılınca yapılması gerekenleri altı maddede sıralamıştı: 

  1. Siyasi Partiler Kanunu hemen değiştirilmeli.
  2. Seçim Kanununda düzenlemeler yapılmalı.
  3. TBMM İç Tüzüğü mutlaka, yeniden yazılmalı.
  4. Milletvekili dokunulmazlığıyla ilgili beklentiler

(Benim Beklentilerim diye okuyabilirsiniz) karşılanmalı.

  1. Siyasi Etik Kanunu çıkarılmalı. (Var mı öyle bir şey?)
  2. Kamu kurumu niteliğindeki mesleki kuruluşlarla (Yani BAROLAR, TMMOB, Tabipler Birliği falan)- ilgili kanuni düzenlemeler süratle gerçekleştirilmelidir. 

Gerçi İş Bankasındaki CHP hisselerinin cebellezi edilmesini unutmuş, ama onun emrini de Tayyip bey vermişti zaten.

Şimdiii, hazır söz Devlet’ten açılmışken, şu fotoğrafa da bir göz atalım:

Devlet bey, siz hep söylersiniz ya, falancayla aranıza mesafe koyun diye, şimdi de ben size söyleyeyim: Aman dikkat, organize suç örgütleriyle aranıza mesafe koyun.

Efendim?

Hapisten çıkarttığınız için teşekküre mi geldi, ayıp mı olur?

“Sizin hakkınızda "Türk dünyasının ve Türk milletinin yaşayan efsanevi lideri dedi, çok mu ayıp olur?

Öfff.

Bari sosyal mesafenizi koruyun o halde.

 

Bakın, lider denilen kişiler kendi teb’alarına -pardon, pardon  yandaşlarına- örnek olmalı, değil mi?

Ne bu maskesiz, mesafesiz fotoğraflarınız peki?

Haa, bir de şu var:

Tayyip bey 66, siz 72 yaşındaymışsınız. Hani 65 yaş üstü kısıtlaması?

Cık cık cık, çok ayıpladım. Her seferinde 3 bin küsur ceza kesiyorlar mı size de? Eee, hani kanun önünde herkes eşitti?

Hadi Tayyip bey, “Parama geçer hükmüm. Ben buna uymam, saygı da duymam, kaç paraysa öderim“ demeye AİHM kararlarını çiğnemekten alışkın. Ama sizin adınız Devlet bir kere, daha beter ayıp oluyor.

Neyse, bu arada yaşlarınızı da öğrenmiş oldum, 66 ve 72.

Ben 79’um. Bayramda el öpmeye beklerim.

Hazırlıklıyım, maske, eldiven, bir de halkımızın yaratıcılığından ders aldım:

YASAK VAR MI; YOK MU? 

Artık Corona gündemini sayılarla takip etmeyi bıraktım, zira normalleşme başlatıldı. İnşallah erken iyimserlik değildir. Gerçi biz 65+’lara  kalkmadı daha ama “Tayyip ve Devlet beyler deldiğine göre biz de deleriz” diye bir mantık yürütsek…

Durun bir dakika, başka bir şeyler oluyor... 

3 Mayıs 2020 Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Bilim Kurulu toplantısı sonrasında dedi ki:

… 15 ilde hafta sonu sokağa çıkma yasağı uygulanmıştı. Önümüzdeki dönemde hafta soru ile ilgili genel bir düşünce yok….

Ama daha bu sözlerin mürekkebi kurumadan aynı akşam İçişleri Bakanı SS aldı sazı:

Bu hafta sonu sokağa çıkmak yassah hemşerim. 

Hoppalaa… Hadi herkes tedarike başladı. Ama ertesi sabah sosyal medyada ne görelim?

Yaa, artık Resmi Gazeteyi boşlayan Tayyip bey, buyruklarını Twitter’dan yayınlıyor.

… Gözlerim yaşardı. Hepimizi kurtardı Sağlık ve İçişleri Bakanlarının şerrinden. 

Gerçi devlet başkanlarının 1. Tekil şahıs “Yaptım, ettim” şeklinde konuşma merakı General Evren’de kalmış sanıyorduk ama bizim devletimizin genlerine işlemiş, böbürlenip durduğumuz Osmanlı’dan miras. Gerçi o defteri kapattığımızı her 29 Ekim’de tekrarlayıp duruyoruz ama “Teb’alıktan Yurttaşlığa geçmek” pek o kadar kolay olmuyormuş meğer.

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ

5 Haziran, Dünya Çevre Günüydü. Birleşmiş Milletler 1972 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de 133 ülkenin katılımı ile düzenlediği zirvede, 5 Haziran’ın Dünya Çevre Günü olmasına oybirliği ile karar vermişti.

İçinde yaşadığımız çevreye saygı duymamızı bize hatırlatan güzel bir gün.

İşin garibi, çevreyi el birliğiyle zehirleyen, CO2 salımını yetersiz de olsa azaltmayı öngören Paris Anlaşmasını bile gereksiz bulan, başta Trump olmak üzere dünya liderleri ve kirletmenin en büyük sorumlusu endüstri ülkeleri ve firmaları bu günü günah çıkarmak misali timsah göz yaşlarıyla kullanıyor. Geleceğimizi görmek için falcı küresine ihtiyacımız yok. Gözümüzün önünde eriyip giden Grönland, mevsimlerin bozulan dengesi, alışmadığım şiddette yağmurlar, toprak kaymaları, cehennem habercileri. Kim dinliyor, sadece Greta Thunberg adlı bir genç kız mı?

CIAO BELLA, CIAO… 

Hadi, eğlenceli bir konuyla kapatalım bu haftayı. 

Geçen haftanın ilginç olaylarından biri de, İzmir’de Cami minarelerinden, merkezi sistemden yayınlanan ezan sesi yerine müzik yayınlanması oldu. Önce ülkelerindeki Mussolini faşizmine ve onun davetiyle gelen Hitler’İn Nazilerine karşı direnen İtalyan partizanlarının “Ciao Bella” şarkısı, az sonra da Selda’nın “Yuh Yuh”u. 

Kıyamet koptu. İçişleri Bakanı bay SS -Süleyman Soylu- “Bunu yapanı yakalayıp cami duvarının dibinde ezan dinleteceğiz” buyurdu.

Mecaz. 

“Eceli gelen köpek cami duvarına pisler” deyimini hatırlatıyor. “Bunu yapan bir köpek, ecelini de cami duvarının dibinde halledeceğiz” demek istiyor.

Sonra iş hemen CHP’ye yıkıldı, zira bu şarkı İzmir Belediye Başkanı tarafından seçim kampanyasında kullanılmış. Ardından “Bu iş nasıl oluyor, sorumlusu kim?” diye twet atan CHP İl eski başkan yardımcısı Banu Özdemir tutuklandı.

Ama bir başka olay bunun üzerine bindi. Roterdam’da bir kilisenin çanlarından Aşık Veysel’in “Uzun, ince bir yoldayım”ı duyulmaz mı?

Ee, fena mı?

Yok, yok, o iyi!...

Peki neden Hollanda’nın bütün dini bütün Hristiyanları toplanıp eceli gelen köpeği kilise duvarının dibinde infaz etmeyi düşünmüyor?

Çünkü onlar Ortaçağ’dan çıkalı, aydınlanalı çook olmuş.

Siz neden Ortaçağ’a dönmek hevesindesiniz bay SS?

Not: Bu yazının görüntülü hali için...

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Tümü Şanar Yurdatapan - Diğer Yazıları

Sağlığınıza Tayyip Bey… 13.07.2020
Hak-mak savunmak yasak! 06.07.2020
Kelam-ı Memnu 29.06.2020
Yürüyelim arkadaşlar 22.06.2020
12 soruda: Mutlu musunuz? 15.06.2020

Editörün Seçimi