Milletvekilleri ve demokratik siyaset

Koronavirüs sonrasında TBMM’nin açıldığı ilk gün, cezaları kesinleşmiş HDP milletvekilleri Leyla Güven ve Musa Farisoğulları ile CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun milletvekilliklerinin düşürülüp, karga tulumba tutuklanmaları, iktidar bloku AK Parti ve MHP’nin, seçmen iradesini ortadan kaldıran saldırılarının olmasının ötesinde, farklı anlamı olan keyfi bir uygulamadır.

2016 yılında, dokunulmazlıkların kaldırılması amaçlı anayasa değişikliği sonrasında, bu türden uygulamalar her an gerçekleşebilir bir şey oldu. Anayasa değişikliği Meclis'e geldiğinde, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “anayasa aykırı ama referanduma gidilmemesi için evet oyu vereceğiz” demesinin sonuçlarını yaşıyoruz. Referanduma gidilseydi, 2016 sonrasında olanlardan daha kötü ne olurdu, ayrı konu.

Belki de bugünkü popülist otoriter yönetimi dizginlemek imkânı doğardı veya bu kadar fütursuz olamazlardı. CHP, o dönem izlediği hatalı politikanın bedelini, bugün sadece kendisi ödemiyor, bütün Türkiye’ye ödetiyor. 

AK Parti-MHP ittifakı, bu anayasa değişikliği sayesinde, “demokratik siyaset” alanını darlaştırıyor, “seçimler ve seçilmiş olmak” gibi demokratik normları aşındırıyor.  

Muhalefet Partilerinin İttifakına Müdahale

AK Parti-MHP ittifakının bugün milletvekillerini hedefe alan operasyonunun aktüel anlamı şunlar olsa gerek: İlki, muhalefet partilerinin ittifaklarına dönük bir müdahale.  Yerel seçimlerde CHP’ye kazandıran, Millet İttifakına kaybettiren HDP ile CHP’yi birlikte kriminalize ederek, aralarını açmak.  Kürt seçmeni, Kılıçdaroğlu’na ve CHP’ye karşı kışkırtmak.

Nitekim CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun operasyon sonrası açıklamalarında, HDP’yi veya Leyla Güven ile Musa Farisoğulları’nın isimlerini anmaması veya dolaylı mesaj vermesi, HDP seçmeninde ve çevresinde haklı tepkiye ve kırgınlığa yol açtı.

Bu kadarla sınırlı değil. Aynı zamanda CHP ile İYİ Parti arasındaki, HDP’ye yaklaşım farklığından kaynaklanan sorunları kaşımak, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’ne mesaj vermek. Muhalefet partileri arasındaki sorunları büyütmek, ilişkilerini gerginleştirmek.

Bu, iktidar bloku için, HDP’yi etkisizleştirmenin bir yolu olduğu gibi, muhalefet cephesinin HDP’siz seçim kazanma şans olmadığı koşullarda, kaybedeceği kesin seçimleri kazanmaya çalışmaktır.

Diğer yandan uzun zamandır Meclis Başkanlığında bekletilen yargı kararının, şimdi Meclis’te okunması tesadüf olmasa gerek. HDP’ye verilmek istenen özel bir mesaj olduğu düşüncesindeyim.

HDP’nin tutum belgesi rahatsızlık yarattı

HDP Eş Başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan, 1 Haziran 2020 Pazartesi günü yaptıkları basın toplantısında, 9 maddeden oluşan, “Hep birlikte demokratik bir geleceğe...” başlıklı, “yeni dönem tutum belgesi” açıkladılar. 

Açıklama uzun süredir benzerine pek rastlanmayan, pozitif bir tartışmaya yol açtı. Akil İnsanlar Heyeti üyesi, Kürt sorunu ve çözümü konularına vakıf, Profesör Mithat Sancar’ın HDP eş başkanı seçilmesi geniş çevrelerde pozitif etki yaratmıştı. Bunun ardından açıklanan “yeni dönem tutum belgesi” dikkatleri çekti.

Bir hafta sonra HDP’li iki milletvekilinin cezaevine gönderilmesiyle bunun arasında bir bağlantı olduğu kanaatindeyim. Tutum belgesinde göze çarpan iki önemli nokta, iktidar ortaklarını harekete geçirmişe benziyor.

İlki, HDP çevresinin aslında varlık gerekçesi olan Kürt Sorunu’nun “demokratik çözümü ve barış” konusunu uzun süre sonra yeniden tutum belgesinin 9 başlığından biri olması. Çözümün ve barışın toplumsal zemininin oluşturulması için çağrı yapılması. İktidar Bloku partilerinde alerji yaratan ve “gündemlerinden çıkardıkları” Kürt Sorunu’nun demokratik çözümünün ve barış konusunun daha etkili ve güçlü bir şekilde önlerine getirilmek istenmesidir.

Silahların susması ve çözüm konusunda, CHP’de yerel seçimlerden sonra yaşanan hafif kıpırdanmalar, yeni kurulan partilerin bu konudaki açılımları ve Ortadoğu’daki gelişmeler, hepsi birlikte iktidar partisini ürkütmüşe benziyor. Barış ve çözüm isteğinin yeniden Türk siyasetinin kapısına dayanması, iktidarının uykularını kaçıran gelişmeler olsa gerek.

HDP’nin “yeni dönem tutum belgesi”nde, Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve sosyal krizinin çözümü için, muhalefet güçlerinin Demokrasi ve Barış İttifakı oluşturmaları ve bunun politik çerçevesi öneriliyor. Bununla, HDP’nin son yerel seçimlerdeki, “AK Parti’ye kaybettirme, geriletme” siyasetinin bir üst aşamaya taşınması amaçlanıyor. HDP’nin önerisi, Millet İttifakını iktidardan etmek ve yeni Türkiye’nin kurucu siyasal unsurlarından biri olarak muhalefet ittifakında yer alma yaklaşımıdır.

HDP, 31 Mart ve 23 Haziran 2019 yerel seçimlerinde izlediği ittifak siyaseti tecrübesi doğrultusunda, artık muhalefet güçleri arasında, eşit muhataplık ilişkisiyle ve temsil ettiği değerlerle yer almak isteğini belirlemiş durumda. Bu aynı zamanda HDP’nin ne tür bir ittifak içinde yer alacağının veya destekleyeceğinin, muhtemel ortaklarının HDP’nin temsil ettiği sorun ve değerlere nasıl yaklaşım göstereceklerine de bağlı olduğu anlamına geliyor.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, hafta sonu Diyarbakır’da katıldığı DİTAM toplantısında ittifaklar konusunu anlatırken, “Kimse bizi yedek güç olarak görmesin. Kazanımları belirlenmemiş bir ittifakın içinde olmayacağız” ve “yeni dönemde yönetimde olmak istiyoruz” dedi ve “çıtayı” koydukları yere dikkat çekti.   

HDP, “yeni dönem tutum belgesinde” önerdiklerinin ne derece gerçekleşebilir olduğundan bağımsız olarak, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra ilk kez siyasal kurucu role aday oldu.

AK Parti ve MHP, milletvekilliklerini düşürmek yoluyla, hukuksuz bir biçimde de olsa HDPnin bu politikalarını hayata geçirmesine sessiz kalmayacağını ve geçit vermeyeceğini gösterdi. Bunun bir işe yaramadığı görülecektir. HDP’nin buna benzer politikalara kolay pabuç bırakmayacağını çok iyi bilen iktidar, esas mesajı muhalefetin diğer partilerine vermek istiyor. İktidarı kaybetme korkusuyla geliştirdiği bu tür politikalar tam aksine, iktidarın sonunu hızla getireceğe benziyor.

ETİKETLER

Editörün Seçimi