Türk futbolu ortaçağını yaşıyor

Kimsenin mutlu olmadığı, kimsenin güvenmediği ve kimsenin kazanmadığı bir futbol iklimi var bu topraklarda.

Kim kazanırsa olağan şüpheli, kim kaybederse mağdur ve mağrur sürekli.

Bunların yanında sadece kazanmanın kutsallaştırıldığı ve taraftarların birbirinden uzaklaştırıldığı borç yaratan bir sistem bu.

Öyle ki taraftarlar futbol sistemini sorgulamaktan, kendi camialarının başarısızlıklarını ve yanlışlarını tartışmaya fırsat bulamıyorlar.

Her hafta televizyonlarda doğrular ve kurallar kanallara göre, yorumculara göre değişiklik gösterebiliyor.

Bir maçın hakemi bir televizyon kanalında başarılı iken, diğer televizyon kanalında berbat bulunabiliyor.

Her hafta spor programlarında çete, futbol baronları, operasyon, birileri, gibi söylemlerin kullanılması çok normal ve bu söylemlerden rahatsız olan bir federasyon da yok.

Bu kadar tartışılan bir sistemin başındaki kurum ise herkes gibi izlemekle yetiniyor. Bu sistemde olmayan tek şey ise, futbol ve güzel oyun.

Geçen hafta iki kulübün başkanının birbirlerine karşı yaptıkları nefret gösterisi, havada uçuşan küfürler, kazanmanın ve şampiyonluğun kutsallaştırıldığını gösteriyor.

Her maçın kaybedeninin, sorunu kendinde değil başka yerde araması, artık saha içindeki futbolun sembolik bir söyleme hapsediyor.

Kuralların neden uygulandığını, rakibin şampiyonluk yarışında olmamasına rağmen neden iyi oynadığını sorgulayan yorumcularda, bu sistemin bu şekilde yürümesi için itici güç oluyor.

Her kulübün arkasında siyasi bir pozisyon olan bir ligin, siyasileşmesi ve değer yaratmaması da kaçınılmaz oluyor.

FIFA Uyuşmazlık Kurulu'nda dosyaların yüzde 15’i Türk kulüplerinin

Geçen hafta oynanan olaylı Alanyaspor-Trabzonspor maçında başkanlar düzeyinde yaşanan şiddet gösterisine rağmen, taraftarlar gibi izleyen TFF VE PDFK, Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu'na 15 gün, Aytemiz Alanyaspor Başkanı Hasan Çavuşoğlu'na ise 7 gün hak mahrumiyeti cezası verdi.

Aslında ceza gibi görünen bu kararlar, futbol sisteminin futboldan ve taraftardan ne kadar kopuk olduğunu gösteriyor.

Aslında PDFK cezayı futbola ve taraftarlara vermiş oluyor. Böylece, Avrupa’da kolektif terapi olarak adlandırılan spor, bu topraklarda kavga ve kaosun olarak yaşanıyor.

Türkiye’de birçok kulüp, bir şekilde siyaset ile bir bağ oluşturabiliyor.

Bazen bakanların taraf olduğu, bazen de belediye eli ile finanse edilen ve desteklenen kulüplerin bir organizasyon ve sistem üzerinden yaşaması mümkün olamıyor.

Bu düzende kulüplerin borçtan kurtulması ve süper ligin para kazandırması pek mümkün değil.

Öyle ki 2019 yılında, FIFA Uyuşmazlık Kuruluna gelen, oyuncular ve kulüpler arasındaki anlaşmazlık dosyalarının neredeyse yüzde 15'i Türk kulüplerinin dosyalarından oluşuyor.

Türkiye’de futbol mutlu etmiyor

Borçlar, dosyalar, transfer yasakları, tartışmalar yerine futbolun konuşulması gerekiyor artık.

Öncelikle futbol, ait olduğu yere, halkın arasına dönmek zorunda. Sadece kazanmak duygusunun öne çıktığı iklimden, kurtulması gerekiyor futbolun.

1978 dünya kupasının sahibi Arjantin’in ünlü teknik adamı Cesar Luis Menotti, futbolun halkın içinden çıkan bir sanat olduğunu söyler.

Menotti’ye göre futbol yani güzel oyun, halk için oynanır. Futbol solcu futbol ve sağcı futbol diye ikiye ayırır Menotti.

Solcu futbol, göze hoş gelen, güzel olan ve kazanmaya değil güzel oyuna odaklıdır ve halkı mutlu etmek için oynanır.

Sağcı futbol ise sonuç odaklıdır ve futbolun ruhundan uzaktır. Bu yüzden de sadece duvar ören ve oyunu çirkinleştiren antrenörler, Menotti tarafından hiç sevilmez.

Spor mutlu etmiyorsa, futbol güzel gelmiyorsa tartışmalar artacaktır. Menotti’nin dediği gibi güzel futbola, kazanmak zorunda olmayan futbola ihtiyacı taraftarların.

Türkiye’de futbol ise her yıl taraftardan ve futbol ruhundan daha fazla uzaklaşıyor.

Gençlerin ve çocukların, sürekli kaos ve borçtan bahseden yöneticileri izlediği bir futbol ikliminin, üretmesi ve değer yaratması zor.

Güzel oyun şart.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi