Y Kuşağı, 78'liler ve Gezi (4)

Fotoğraf: Twitter

Gezi ile birlikte toplum yeni bir genç kuşakla tanıştı.

Sol ve sosyalist eğilimler bunun yeterince ayırdında mıydı, ya 78'liler?

Bu sorulara olumlu cevap vermek sanırım biraz zorlama olur. 78’lilerin durumu özellikle önemliydi.

Çünkü “78 kuşağının birikimi çok önemli. Bizim bildiğimiz yeni yöntemlerle, sizin birikiminiz birleşip bir şeyler oluşturabilir. O yüzden apolitik olarak bizim silinmemiz çok büyük bir yanlış. Bence bu yüzden bu zamana kadar bir şey olamadı. Biz yok sayıldık. Ağır baskı altına alındık.” 1

Bu yok sayılma ruh hali ile duygudaşlık (empati) yapmak gerekiyor. Baskı dendiyse de bu öyle 78’lilerin fazlasıyla yaşadığı gibi işkence, mahpus vs. değil; ‘bir tür sessizlik duvarı ve beyaz terör.’

Yani bir tür yalnızlık, kendine dönük yaşama, tüketici bireysellik ve asosyalliğin normalleşme halleri.

Özellikle 78’lilerin dönemi pek bedel ödemeden atlatmış, gelinen noktada orta sınıflaşma eğilimi gösteren kesimleri çocuklarına geçmiş yaşanmışlıkları anlatmamış, ‘Sonu nereye varır’ düşüncesiyle asgari demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinden uzak tutmuşlar.

Başka bir ifadeyle merkezinde bilgisayarın olduğu suni bir cam bir fanusa hapsetmişler onları.

Sovyet sisteminin çöktüğü, emperyalist neoliberal rüzgarların fütursuzca estirildiği, sola ve sosyalizme dair her şeyin olumsuzluk çağrıştırdığı Fukuyamalar dünyasında hayata gözlerini açan bir kuşağın gençleri çıktı geldi Gezi’ye.

Sosyologların Y kuşağı dediği 90 kuşağıydı bu!

İktidar ailelere ısrarla, ‘çocuklarınıza sahip çıkın’ dedi.

Anne ve babaları sahip çıkmak için peşlerinden Gezi’ye gitti.

"Bunu annesiyle birlikte gözaltına alınmış sayılı insanlardan biri olarak ben anlatayım. Ben de o bilgisayar kuşağındanım. İnternet aslında önemli bir şey ve yeni bir örgütlenme alanı.

İnternet sayesinde, istediğimiz bilgiye, istediğimiz zaman ulaşabiliyoruz. Hiçbir şeyle alakası olmayıp bir gün Gezi’de konsere gelmiş bir arkadaşım üç gün sonra internetten Paris Komünü ’nü okuyarak geldi, anlattı. Kendime böyle cep sosyalizmi eğitimi gibi bir şey yaptı o süreçte benim kuşağım.

Onlar ilk başta uzaktılar. Şöyle bir karikatür vardı; Çocuk annesini arıyor, anne ‘arkadayım’ diyor. Anne ‘çocuğum gitme’ diyor. Birkaç gün sonra bu kez Anne arıyor; ‘Niye arkadasın? Ben öndeyim, gelsene, buraya şeye ihtiyacım var’ diyor.

Yani anne geçmişe, 78’e dönmüş bu arada. 78’lileri hareket içinde görünce tecrübe paylaşımı da yaşanıyor.

Çünkü onlar kendi yaşadıklarının çok daha ağırını yıllar önce yaşamış, bedeller ödemişler. 4"

Kızı ile birlikte gözaltına alınan 78’lilerin kıymetlisi bir anneye dönelim; “1980’lerden beri dünyada neoliberal küresel sistemin ideolojik hakimiyeti var, bunu hiç unutmayalım.

Bu sadece sermaye sınıflarının dayatmasıyla değil, üniversitelerin kendilerine sol diyen muhalefetin bir kısmışında içinde olduğu ideolojik hegemonya.

Y kuşağı denilen gençlere kızıyoruz, onları apolitik kabul ediyoruz ama hiçbir hapishane insanın kendi beyninde kurduğu hapishane kadar güçlü değildir.

Bu sistem, algı yönetimi mi dersiniz, ele geçirdiği medya üzerinden mi dersiniz, her birimize kendi kendimizi kontrol etmeyi öğretti.

Fakat öyle bir an geldi ki özellikle gençlik ve kadınlar, Gezi de ayağa kalktılar.

Gezide kendi kafamızda kurduğumuz o hapishaneyi çözdük.

Sistemin en korktuğu şey buydu.

İktidar onun için geri çekilmedi.

Çekilemez de …

Yani ben durumu sadece başbakanın kişiliğine ve ruh haline bağlamıyorum, bu tam da sistemin gereğiydi." 3

Bir anı…

1984’ün Nisan ayı. Yanlış anımsamıyorsam nisan sonlarında bulunduğum ‘3 Nolu Özel Askeri Bölümü’nden alınıp yasal adı Bölge Trafik Müdürlüğü olan ama halk arasındaki adı ‘1800 Evler’ olan işkencehaneye götürüldüm.

Ordu kompleksi içinde bulunan bir bina, 12 Eylül darbesinden sonra duruşmaların yapılması için askeri mahkemeye tahsis edilmişti.

Mahkemenin tahminen üç metre altında morgdan bozma 4 x 3 çapında hücreler yapılmış ve sayısı 5 ile 7 arasında değişen ’makbul’ devrimci bu hücrelere ayrı ayrı ayrı konmuştu.

Gözlerim bağlandı.

Sorular sorulmaya başlandı;



İşkenceli sorgu 10 gün kadar sürecekti. Haklarını yemeyelim(!), işkence biçimlerini ve dozajını ayarlarken öldürmemeye ve yara bere içinde bırakmamaya dikkat ediyorlardı.

Sonuçta cezaevinden geliyor, cezaevine gidecektim. Dikkat etme gereği duyuyorlardı. Neden getirildiğimi öğrenince, TTE’ye karşı açlık grevine başlayacaktım.

Ancak 10 nisan akşamı bunun başka bir neden daha olduğunu öğrenecektim. Görevlerini benimle konuşurlarken öğrendiğim, 8. Kolordu Sıkıyönetim komutan yardımcısı, Askeri Adli Müşavir, Mit Bölge sorumlusu, Elâzığ Emniyet Müdürü’nün de içinde olduğu bir gurup yetkili ve etkili unsur 11 ya da 12 Nisan akşamı gelecek, beni görecekmiş.

Neden sorguya alındığım anlaşılmıştı.

Komutanları ve amirlerini, bana TTE giydirilmiş ve yumuşatılmış vaziyette karşılamak istemişlerdi.

Geldiler. Gözlerim bağlı bir şekilde konuştular.

Gözlerimin açılmasını istedim, reddettiler.

Ancak kendilerince ‘devlet adabıyla’ konuşmaya da dikkat ettiler.

Birçok soru soruldu, birçok şey konuşuldu.

Siyasi savunma yapmakta ve TTE giymemekte neden ısrar edişimden, Türkiye için nasıl bir gelecek tasarımında bulunduğuma, Soğuk savaşta Türkiye’nin yerine kadar çok şey soruldu ve konuşuldu. …

Ben de sordum…

Konuşmaların ilgili kısmını hatırlayabildiğim kadarıyla mealen aktaracağım;

"- Bizim kuşağın üzerine neden bu kadar geldiniz, sol toplumsallıktan ne istediniz? Bizim kuşağın, hatta 70’li yılların sol toplumsallığın komünist olduğu çok tartışılır. Ağırlık noktası genel bir devrimcilik, sosyalizm ve yurtseverlikle üst üste düşen anti faşizmdi. Hayatın akışı içinde güç ilişkilerinin de yaratabileceği çaresizlikler pekâlâ bizim kuşağı dengeye getirebilir ve buradan demokrasi çıkabilirdi. 20-25 yaşlarında bağımsız kişilikli gençlerdik bizler. Ama bize fırsat vermediniz. Tankla topla memleketin üstüne çöktünüz. Gerçekten neden bu kadar üstümüze geldiniz?

- Söylediklerinde doğruluk pay var. Kuşağınızın Özünün yurtsever olduğunu biliyoruz. Ancak görmediğin soğuk savaş dünyasında yaşadığımız, komünizm tehlikesi ve NATO müttefiki olduğumuz. İpleri koparmakta çok ileri gittiniz, haddinizi aştınız… Bilmeden Sovyetlerin yedeğine düşebilirdiniz, düştünüzde … Sovyetçi fraksiyonlarda vardı.

- Yani yüksek siyasete kurban mı edildik. Ayrıca aslında düşmemişiz. Suç işlenmemiş ama işlenebilir, olur mu?

- Devlet her tedbiri alır…

- Darbe yaptınız. Sol toplumsallığı bastırdınız. Ne olacak şimdi?

- Yaşayabilirsen bu sözlerimi hatırla. Her şey düşünüldü, gerekli tedbirler alındı. Dışarı çıktığında öyle bir gençlikle karşılaşacaksın ki ne sen onları ne onlar seni tanıyacak. Yeni bir gençlik ortaya çıkacak. … 4"



Yaşayabildim…

Gezi’nin, 12 Eylül'ün genç kuşaklara dayattığı bu zihniyet kalıplarına bir darbe olduğuna tanığım.

(Devam edecek)

1,2. Cansu Yapıcı, ags. Söyleşi, ı (Taksim Dayanışması /aktivist- Mimar)

3. Mücella Yapıcı, ags. (Taksim Dayanışması Sözcüsü-Mimar)

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi