Yürüyelim arkadaşlar

HDP’nin Adalet yürüyüşünü izleyen gazeteci Sibel Hürtaş, Artı Gerçek’te yayınlanan yazısınaBu yürüyüşün filmini yapabilseydim” diye başlamış. 

İlk sahne, başları yüzünü griye dönmüş bulutlara kadar uzanan dört dağın içine hapsolmuş bu kentin kuş bakışı görünüşü olurdu. Sonra kamera kent merkezini zoomlayarak, yavaşça aşağı iner, görüntü belirdikçe kenti çevreleyen bu büyük çemberin kentin her yerine öbek öbek dağıldığı fark edilirdi.

İlk bakışta heybetli dağlar kadar doğal gelen bu görüntü, netleştikçe yerini her sokak giriş ve çıkışına konulmuş polis bariyerlerinin soğukluğuna bırakırdı. En nihayetinde kent merkezi belirdiğinde ise onlarca polisin ardı sıra dizildiği polis barikatlarının, yanı başlarında TOMA, kirpi ve benzeri güvenlik aracıyla 30 kişilik bir grubu nasıl sıkı sıkıya kolladığı fark edilirdi.

**** 

HDP’nin Anayasal bir hakkı kullanarak yaptığı Adalet yürüyüşünün rotası belli olur olmaz, geçeceği bütün illerin valileri hıfzıssıhha Kanunu’nu bahane ederek illerine giriş çıkışı yasakladı ki yürüyüş “yasadışı” ilan edilebilsin. Her fırsatta yolları kesildi, vekillerle halkın arasına barikatlar kuruldu, tencere tava, hep aynı hava. 

Bir ara aklımdan geçmedi değil.

HDP ani bir kararla rotayı değiştirse, Edirne’den Ankara’ya giden kortej Antalya üstünden gidecek dese, zavallı Antalya Valisi ne yapardı acaba? 

Bu kadar apaçık hukuksuzluğa, bu aleni mızıkçılığa çocuklar bile güler…

 

Tamam, tamam, sizi unuttuk, evet kargalar da güler.

Ağlamasınlar da gülsünler.

Ama biz insanlar ağlamalıyız gülünecek halimize…

 

Tok, tok, tok (Tokmak sesi) 

- Sanık bağlı olmayarak getirildi, celse açıldı. Alınan gizlik kararı gereği salon boşaltıldı. Savunma avukatlarının usul hakkındaki itirazları reddedildi. İtirazda ısrar ederek duruşmanın düzenini ihlal ettikleri görüldüğünden onlar da salondan çıkarıldı, kapalı duruşmaya devam olundu. 

- Adınız?

- Şanar Yurdatapan

- Baba adı?

- Daniyal

- Ana adı?

- Suzan

- Ananın genç kızlık soyadı?

- Hı? Anlamadım

- Japonca mı konuşuyoruz? Ananın genç kızlık soyadı dedim.

- İyi de, ne alaka, siz banka mısınız? 

- Ha? Dur bak’ıym… Bu soru nerden karışmış buraya? Kim karıştırdı bunu? Çabuk sil tutanaktan kızım. Neyse… Evet, ne diyorsun hakkındaki suçlamaya?

- Hiçbir şey diyemiyorum. Bilmiyorum ki. Dosyaya gizlilik konmuş, avukatım da göremedi.

- Peki iddianameyi de mi okumadan geldin?

- Ona da gizlilik kararı konmuş.

- Gerekirse konur tabii. Biz her şeyi kanunlara uygun yaparız. 

- Madem öyle, Ceza Muhakemeleri Kanununun 191. Maddesinde yazıldığı gibi, okuyun iddianameyi yüzüme karşı da öğreneyim neyle suçlandığımı.

- 1600 sayfanın neresini okuyalım? Özet olarak ifham edeceğim yüzüne karşı.

- Buna da şükür, arkamdan da olabilirdi.

 

- 21 Kanun-u Evvel 1340’ta, saat iki ile 9 buçuk arasında muhtelif Tvitlerle “Takrir-i Sükun” Kanununu defalarca ihlal etmişsin.

- Anlamadım, kaç yılında dediniz?

- Sağır mısın, 1340.

- Alay mı ediyorsunuz Allahaşkına? Rumi 1340 … 584 daha… 4 aşağı, sonra 4, 8 daha 12 ; 5 üç daha 8, bir de elde 9, yani 1924’ün aralık ayı.

- Neyse ne. Attın mı, atmadın mı?

- Tövbe Yarabbim… Hakim bey, Twitter 2006 yılında başladı, daha 14 yaşında. 1924 yılında yani 96 yıl önce kim bulmuş da atıyor?

- Ben onu bunu bilmem. İşte attığın tivitlerin metni önümde. Hem bunları savcılıklara tam 7.340 kişi ihbar etmiş.

- Bu sayı, Twitter’ın Türkiye’de kapattığı AkTrol hesaplarının sayısı. Bunun sahtekarlık olduğu ispat edildi.

- Kimmiş bunu iddia eden? Türkiye’yi çekemeyen kökü dışarda mihraklar. Bak, dosyada bilirkişi raporu da var, tivit metinleri senin yazılarınla karşılaştırılmış, üslup aynı imiş.

- Valla bilirkişinin neyi ne kadar bildiğini bilemem ama 1941 yılında doğduğumu biliyorum. Yani doğmadan 17 yıl önce suç işlediğim iddia ediliyor. Bunun nesini ciddiye alayım? Hani babam gibi 1901 doğumlu olsam, o tarihte 23 yaşında olurum ve böyle bir beyanda bulunabilirim.

- Yaz kızım tutanağa. Sanık bu muhtevada beyanlarda bulunabileceğini ikrar etti. Kasıt olduğu, yani suçun manevi unsuru sübut bulmuştur. Peki söyle bakalım, neden ihlal ettin Takrir-i Sükun kanununu?

- Hakim bey Takrir-i Sükun kanunu benim bildiğim Şeyh Sait olaylarından sonra, 1925’te ilan edildi. 1924 yılında, daha gerekçesi olan olaylar olmamış, kanunun kendi de yok. O tarihte ben eksi 17, Twitter ise eksi 82 yaşındayken nasıl oluşabilir böyle bir suç?

-  Ne dedim sana? Biz her şeyi kanunlara uydurarak yaparız. Bak, bu tivit metinlerinin kanunu ihlal ettiğine dair bilirkişi raporu da var, bu işi senin yaptığına dair kapı gibi “Gizli Tanık” beyanı da. Üstelik öyle takım, elbise, kravat filan bu işte sökmez. Onlar kadın dövme, öldürme filan gibi adi suçlarda indirim nedeni olur. Seninkisi Devlete karşı işlenen suç. Gel, yol yakınken itiraf et suçunu. Var mı başka diyeceğin?

- Ne diyeyim? Allah ıslah etsin diyorum.

 - Yaz kızım, Savcı esas hakkındaki mütalaasını dün dosya üzerinden yapılan gizli duruşmada vermiş olduğundan sanığa son sözleri soruldu.

- Ne? Bu daha ilk duruşma. Kimlik tespiti bile yapılmadan, ifadem alınmadan savcı ne mütalaası verebilirdi ki?

- İddianamede belirtilen suç sabit olduğundan ilgili kanunun 7. Maddesi gereğince 5 yıla kadar hapis, suç yayın araçlarıyla işlendiğinde %50 arttırılarak 7,5 yıla kadar hapis istemini tekrarladı. Evet son söz müdafaanın. Nedir “son söz”lerin?

- YETER, YETER ARTIK. NEFES ALAMIYORUM.

(Tokmak sesi) … Gereği düşünüldü…

**** 

Amma da abarttın diyorsunuz içinizden. Abartmadım, sadece farklı farklı davalarda yaşanan olayları yan yana getirdim o kadar. Hani Aziz Nesin hep derdi ya:

Ben bir şey yapmıyorum ki, ne gördüysem onu yazıyorum, siz onlara mizah diyorsunuz…”

Ben de aynı şeyi yaptım. Buyrun, seçin, beğenin, alın. 

Atmadıkları tweetlerden dolayı tutuklanan, yargılanan ve ceza alanlar mı istersiniz, “Neden şunu şunu söylemedin” diye, söylediklerinden değil, söylemediklerinden ceza alanlar mı? 

Dosyalara konan erişim yasakları nedeniyle, ne ile suçlandığını bilmeden yıllarca tutuklu kalan, sonra da, sorgulamalarında suçlandıkları konuyla ilgili tek soru sorulmadığını hayretle öğrenen sanıklar mı? 

Herhalde Yüksek Seçim Kurulunu örnek alarak, daha dava sürerken hazırlanan ve memurların hatasıyla açığa çıkan kararlar mı? Usulsüzlüklere itiraz ettikleri için salondan atılan avukatlar ve sanıklar mı, istenen cezaları vermedikleri için haklarında soruşturma açılan hakimler, hatta toptan değiştirilen mahkeme heyetleri mi?  Adliyelerde ne ararsanız bulunur, derde devadan, yani haktan, hukuktan gayrı. 

Bu hafta açıldılar yine, vatana millete hayırlı olsun.

Bu haftanın ilginç olaylarından biri de, kendileri için toplanan 300 Milyon liralık yardımın nereye gittiğini sormak için AKP önünde toplanan “15 Temmuz’da sokağa çıkanlar”a gazlı-coplu polis müdahalesiydi. 2 kişi yaralandı. Allahtan Süleyman Soylu onları makamına alıp özür diledi, gönüllerini aldı. Onlar da şimdilik sustular, bekliyorlar. 

Eee, 300 milyon nereye gitti? Geri dönecek mi? 

Bu sorunun yanıtını ben biliyorum, Beşiktaş Stadyumu saldırında hayatını kaybedenler için toplanan paraların gittiği yere gitti, (Güüüm sesi) GÜM’e gitti.

Nedir bu GÜM, nerdedir, nasıl bir yerdir.

GÜM, her zaman, her yerdedir. Uzaydaki kara delikler gibi lanet bir şeydir, ne zaman ağzını açıp neyi yutacağı belli olmaz. Ancak özellikle totaliter rejimleri bulunduğu ülkelere daha çok musallat olduğu fark edilmiştir. 

GÜM, Yemen gibi bir şeydir, bir giden geri dönmez, ardından acıklı ağıtlar kalır.

Sizin de 300 milyonunuz gitmiş ey gaziler, buyurun ardından birer bardak soğuk su için bari. 

Haa, bu arada işçilerin Emeklilik fonlarından sonra Kıdem Tazminatları da GÜM’e gitmek üzere. Amman sıkı yapışın, bırakmayın, yoksa soğuk su sıkıntısı çekilecek, korona mağduriyetlerinin üstüne ek olarak…

Koronada umulan gerileme henüz sağlanamadı. Gündelik yeni vaka sayısı 900-1000, ölüm sayısı 20 civarında oyalanıyor. Bunun üzerine bilim kurulu da, Tayyip bey de sosyal mesafe ve maske kullanımı konularında titiz davranmamız için hepimizi bir daha uyardı. Yoksa yasaklar geri gelir haa… dediler, dün de maskesiz sokağa çıkanlara verilecek ceza açıklandı: 900 lira.

İyi hoş da Tayyip bey, imam-cemaat ilişkisi herkesin malumu, balığın nerden koktuğu da

Siz neden maskesiz dolaşırsınız acep?  Sonra maskeniz düşecek, durum görünecek diye mi korkuyorsunuz? O hooo, o çoktan düştü bile. Gören gördü, görmeyene anlatıyor. Kamu araştırmaları neden baş aşağı gidiyor uzun süredir? Devraaan dönüyooor, sen na’parsan yaaap.

Ama yiğidin hakkını yemeyelim. Allah için artık sosyal mesafeye uyuyorsunuz hem öyle bir uyuyorsunuz ki… Yok yok, horlamayı filan kast etmedim. Sosyal mesafe 1,5 metre filan, sizinki maşallah en az 15 metre, eh artık sosyal değil asosyal mesafe haline gelmiş.

Bir hafta daha geride kaldı, umutlar her zaman olduğu gibi gelecek günlerde, aylarda, yıllarda.

Selam umudunu yitirmeyenlere.

Selam Selahattin Demirtaş’a, Figen Yüksekdağ’a, Selçuk Mızraklı’ya, selam sevgili Osman Kavala’ya, hapisteki tüm gazetecilere, insan hakları ve demokrasi savunucularına…

ETİKETLER

Tümü Şanar Yurdatapan - Diğer Yazıları

Sağlığınıza Tayyip Bey… 13.07.2020
Hak-mak savunmak yasak! 06.07.2020
Kelam-ı Memnu 29.06.2020
Yürüyelim arkadaşlar 22.06.2020
12 soruda: Mutlu musunuz? 15.06.2020

Editörün Seçimi